Bizi içine çeken drama üçgeninden kurtulabiliriz

İnsan sosyal bir canlı ve sosyal ilişkilerimizi en aza indirgemek zorunda kaldığımız bir dönemden geçmekteyiz, tabii sağlık nedeniyle ve zorunlu olarak. Umarım en kısa zamanda kurtuluruz bu salgından. Evet bu dönemde söyleyegeldiğimiz “insan sosyal bir canlıdır” tanımının gerçekliğini derinden yaşadık. Buna inancımızı pekiştirdikten sonra bahsetmek istediğim konu aslında sosyal ilişkilerimizde sık sık karşımıza çıkan, insanların içinde bulundukları duruma göre farkında olmadan girdikleri rolleri de içeren, her gün her an içine düşebileceğimiz bir yapıdan bahsedeceğim – drama üçgeni.

Karpman’ı anmadan olmaz, Steven Karpman 1968’te bu modeli ortaya koyuyor. Bu modeli incelediğimizde anlıyoruz ki bizler hem ev hem iş hayatında modelde bahsedilen rollere girerek darama üçgenine düşüyoruz. Bermuda şeytan üçgeni metafor‘u geliyor hemen aklıma bunu yazarken ya da çöldeki kum bataklığı – görünmez ama içine girince seni aşağı doğru çeker ya! Drama üçgenini farketmek de ve içine düşünce çıkmak ta zor mu zor, ama imkansız da değil.

Drama üçgeni ne zaman ortaya çıkıyor. Cevap basit; stresli, kaygılı durumlarda sempatik sinir sistemimizin tepkileri olan don, kaç, saldır davranışları veya memnun et davranışlarına girdiğimizde bilelim ki drama üçgeninin içindeyiz. Bu modlara herkes girecek diye bir kural yok tabii, sinir sistemi dengede olan, kaygıları olmayan, stres yaşamayan kişiler büyük ihtimalle bu üçgenin yanından, uzağından ya da üçgene teğet geçiyor olabilir 🙂 (eğri ya da daire olsaydı teğet daha anlamlı olurdu)

Drama üçgeninin her bir köşesi içine girdiğimiz bir rolü temsil ediyor. 3 rol var. Bu üçgenin kötü tarafı hangi rolü üstlenirseniz üstlenin kazananı yok.

Drama üçgeninin birinci köşesinde “kurban”, ikinci köşesinde “kurtarıcı” ve üçüncü köşesinde ise “suçlayıcı (ya da zalim)” var.

Eğer bir kurtarıcı arıyorsanız, farkında olmadan da kurban rolüne girmişsiniz demektir.

The Power of TED

Burada modeli uzun uzun anlatmaktansa modeldeki rollerden birisine düşünce ne hissediyoruz, duygularım ne, ne düşünüyoruz, nasıl davranıyoruz analizine bakmak daha anlamlı olabilir.

Kaynak: The Power of TED

Kurban, kurtarıcı, suçlayıcı rollerinden birisine özel, ev, iş hayatımızda kesin düşmüşüzdür. Buradaki amacım bunun yanlış olduğunu, “aman niye düştünüz bu üçgene” demek değil, bu üçgene girdikten sonra farkedelim ve nasıl çıkacağımızı düşünelim, çıkmak için aksiyona geçelim gibi konuları tetiklemek aslında.

İki çeşit drama var, birincisi bizi daha fazla dramaya sokan drama, ikincisi yeni ve yapıcı bir zihniyete götüren drama

The Power of TED

Eğer içine girdiğimiz rollerden (kurban, kurtarıcı, suçlayıcı) yani drama üçgeninden çıkmak istiyorsak ki bu üçgendeki rollerin hiçbirisi için olumlu sonuç ya da kazanılan bir zafer yok, biz ikinci çeşit dramayı seçeceğiz tabii. Yanii zihniyetimizi, bakış açımızı değiştirecek şekilde tekrar yeniden başlayacağız. Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Burada yazdıklarımı siz de bulabilirsiniz araştırdığınızda, önemli olan bilmek değil, uygulamak bunu unutmayalım.

Üçgende olmak iyi hissettirebilir. Kurban rolündeyken zararsız, masum hissederiz. Suçlayıcı rolünde kendimizi güçlü, özgüvenli hissedebiliriz. Kurtarıcı olarak ise erdemli, adil, doğruyuzdur. Tüm bunlar güzel duygular gibi ama bu üçgenin kazananı yok. Üçgende sıkışıp sürekli olarak kalmak, hayatımız boyunca işlevsiz ve toksik ilişkileri tekrarlamamıza neden olabilir.

Siz drama üçgeninde kendinizi hangi rollerde görüyorsunuz?

Kendimizi üçgende herhangi bir rolde farkettiğimizde üçgenden çıkmak için takip edebileceğimiz bir klavuz var. Burada paylaşmak istiyorum ama dediğim gibi okumak anlamak kolay fakat yapmadıktan sonra, uygulamadıktan sonra bilmiyorsunuzdur. Uygulaması, anlamak kadar kolay olamıyor tabii.

Aslında yine üçgen üzerinden gideceğiz, hangi role girerek üçgene girdiyseniz sizi üçgenden çıkaracak düşünceleri, duyguları ve davranışları göstermek ve bunları samimi olarak yapmak önemli.

Kaynak: The Power of TED

Hadi gelin bir örnek yapalım.

“Mesela bir şirkette çalışıyorum ve terfi edemediğim için şirketi, yöneticimi ve insan kaynakları politikalarını suçluyorum. Şikayet ediyorum. Kurban rolündeyim artık. Zaten bu şirket böyle, elimden birşey gelmez, yiye terfi etmek istedim yine olmadı. Beni terfi ettirmeyecekler. Çaresizim ve benim değerimi anlamıyorlar. O yöneticim yok mu, beni görmezden geliyor, deli gibi çalışıyorum, bana değer vermiyor. Yöneticim bunu yaparsa ben kendimi nasıl gösterip terfi edeceğim. Artık imkansız. Bir de yeni bir çalışan aldılar, benden daha tecrübesiz benimle aynı rolde. Bu haksızlık. Yardım edecek mişim, çok beklerler. Ucundan tutarım o kadar. Patlarsa patlasın, benden bu kadar. Çalış çalış karşılığı yok…”

Tanıdık geliyor mu? Burda başroldeki kişinin “kurban” rolüne girdiğini ve kendi kendini yediğini görmek için derin bir analiz yapmaya gerek yok. İş hayatında bu tuzağa düşmedim demek gerçekçi olmayacaktır.

Peki “kurban” rolündeki kişi nasıl düşünerek ve hangi duygularla davranarak bu üçgenden çıkabilir. Adaptive bir dönüşümden geçmesi gerektiği kesin. İşi zor yapan da bu zaten.

Kurban olan kişi “tepki veren kişi olmaktan, seçim yapan kişi olmaya” geçtiği zaman üçgenden kurtulmaya başlar. Terfi etmek istedim olmadı, bu olabilir, birden fazla kez denedim olmadı, demekki birşeyleri farklı yapmam gerekiyor. Bu ne olabilir? Arkadaşlarımdan, yöneticimden, beraber çalıştığım kişilerden geri bildirim isteyebilirim – kör noktalarımı aydınlatmak için. Bu sürekli gelişimim için terfi etmekten daha önemi, buna odaklanacağım. Gelişimim için, gelecek için umutluyum. Kendime ilham almak için hedefler belirleyeceğim, bir koç ile çalışacağım ki bana kör noktalarımı keşfetmem için, hedeflerime emin adım gitmem için yardımcı olsun. Tüm bunları bir gelişim planı oluşturarak yavaş yavaş yapacağım. Hedefime ulaşacağıma eminim.

Şimdi hangisi daha iyi hissettiriyor. Kurban olan kişi mi, Yaratıcı olan kişi mi geleceğini kendi ellerinde seçim yaparak tutuyor ve geleceğinin tek sorumlusu?

Siz drama üçgeninde kendinizi hangi rollerde görüyorsunuz? Üçgenden nasıl çıkacaksınız?

Sevgiler,

Burak Akalin, Lider ve Yaşam Koçu

Etkinlik: Farkındalık Çalışması

Önümüzde yeni bir yıl var…

Şimdilik zor bir yılın devamı gibi.

Umudu korumak için yeni yılda neye odaklanacaksın?

Kendinle ilgili neyi fark etmeye ihtiyacın var?

Bu sorulara birlikte yanıt aramak, oyun oynayarak aynaya bakmak istiyorsan, bize haber ver…

burakakalin@icloud.com

apatlak@icloud.com

bu bir davettir: koçluk ile tanışmaya ne dersin?

Eğer önünüzdeki engelleri kaldırmak için aksiyona geçemiyorsanız ve koçluk çalışmalarımın size nasıl faydası olacağını düşünüyorsanız, ücretsiz olan koçlukla tanışma seansı için önce bu yazının devamını okuyunuz sonra lütfen aşağıdaki linkteki formu doldurun

Ücretsiz tanışma seansı için tıklayınız: https://www.surveymonkey.co.uk/r/QJ3M3KQ

Haftalardır çözüm bulamadığınız bir sorunuz mu var?

Vaktiniz az ve çözüm sizin için daha mı önemli?

Kendinizi çıkmazda ve sıkışmış mı hissediyorsunuz?

Nereden başlayacağınızdan emin değil misiniz?

Hayatınız ve kariyeriniz istediğiniz gibi gitmiyor mu?

İşte ve hayatınızda aynı anda yapmanız gereken sorumluluklarınız sizi yoruyor mu?

Yapmanız gerekenler aklınızda ve harekete geçmekte kararsız mısınız?

İş & Kariyer, Hayat Hedeflerinizde netlik, yol haritası, farkındalık kazanmaya mı ihtiyacınız var?

Eğer önünüzdeki engelleri kaldırmak için aksiyona geçemiyorsanız ve koçluk çalışmalarımın size nasıl faydası olacağını merak ediyorsanız, ücretsiz olan koçlukla tanışma seansı için lütfen aşağıdaki linkteki formu doldurun ya da bana whatsapp’tan mesaj atın.

Ücretsiz tanışma seansı için tıklayınız: https://www.surveymonkey.co.uk/r/QJ3M3KQ

KİŞİSEL HEDEFİN NEYE BENZİYOR?

Hedeflere yönelik performans sistemi, hedefler nasıl belirlenir, nasıl ölçülür konularında tonla kaynak bulmak mümkün. Beni düşündüren konu deneyimin kendisi, yani hedeflerime doğru ilerleme sürecimi nasıl yaşıyorum? İnsanın tıkandığı ya da çok başarılı olduğu yer aslından bu deneyimin kendisi.

Hedeflerim ile ilgili net olmadığım, nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilmediğim zamanlarda işin içinden nasıl çıkacağım?

Ben kılavuz olması adına, aşağıdaki soruları sorarak kendime bir yol ve netlik bulmaya çalışıyorum.
Sorularımı merakla size yansıtarak paylaşmak istiyorum. Bu sorular yılların birikimi ile oluştu bende, her birinin bir hikayesi ve dokunduğu yer ayrı bende.

Öyle hemen hızlı cevaplamaya falan çalışmayın. Yavaş, dura dura, zaman ayırarak ve içselleştirerek cevaplamak önemli. Mesela ilk soru olan “kişisel hedefin neye benziyor?” sorusu neden kişisel hedefin ne? diye sorulmadı bu önemli. Çünkü ne sorusuna cevap vermek kolay ve bu zaten tanımlı olabilir ve bunu biliyor olmak bizi harekete geçirmeye yetmiyor. Neye benzediğini tanımlamak motive edici olabiliyor ve bir o kadar da eğlenceli olabiliyor.

Siz de bu soruları cevaplamaya çalışın. Yorumlarınızı, sorularınızı ve cevaplarınızı merakla bekliyorum.

🎯 Kişisel Hedefin neye benziyor?
💖 Hedefine ne kadar yakınsın?
🎯 Hedefinin gerçekleşmesi için neye ihtiyacın var?
💖 Hedefine doğru ilerliyorken nelerin farkına varıyorsun?
🎯 Hedefine varınca ne olacaksın? Neler olacak?
💖 Hedefine varmak için yardım alsan bu ne olurdu? ve Hedefine yaklaşmak için şimdi bir adım atıyor olsan bu ne olurdu?

❓Sorularınız ve yorumlarınızı instagram hesabımdan da paylaşabilirsiniz.

https://www.instagram.com/burakakalincoaching/

Kedİ mırıldaması – rezİstans nefes Egzersİzİ

Olaylara karşı tepkileri, davranışları ve sinir sistemini regüle etme üzerine konular, örnekler son zamanlarda hep karşıma çıkıyor, ya da algıda seçicilik yaşıyorum galiba. Her neyse bu konularda gözlem yapmak ve tecrübe kazanmak bana iyi geliyor.

Kedi mırıldamasını herkes duymuştur sanırım. Kedisi olanlar bilir, kedinizi kucağınızda sevdiğinizde mırıldanmaya başlamışsa bundan hoşlanmıştır, rahatlama moduna geçmiştir. Kedilerin mırıldanmasının tabii bir sebebi var. Sebep sadece ses yapmak değil, kediler doğal olarak rezistans nefes tekniğini kullanarak sinir sistemlerini yatıştırıyorlar. Mırıldanma sadece rahatlama sağlayan bir ses değil, mırıldanma hareketinin kendisi sinir sisteminin rahatlamasını aktive eden bir aksiyon ve bu kedilerin otomatik davranışlarından birisi.

Mırıldanma, aynen stres halinde devreye giren sinir sisteminin, tehlike ve tehdite karşı yapmamız gerekenleri yapabilmemiz için savaş veya kaç mekanizmalarını hazır tutarak her an tetikte kalmak için yüksek enerji harcayan, bu nedenle hücrelerimize zarar veren serbest radikallerin fazlaca ortaya çıkmasına ve vücudumuzda iltihaba neden olan prosesleri aktive eden zarar verici etkilerini dengelemek için kullanılan nefes egzersizlerinden birisi – rezistans nefes tekniği.

Rezistans nefes tekniği, dudaklarımızı büzerek, dilimizin ucunu üst dişlerimizin iç kısmına bastırarak, boğaz kaslarımızı veya ses tellerimizi kasarak nefes alıp verme şeklinde olabilir. Nefes alış verişte rezistans yarattığımız zaman, tıpkı kedilerin yaptığı gibi, stres halinde ortaya çıkan etkilere karşı dengeleyici sinir sistemini devreye sokuyoruz. Kalp atışımız yavaşlıyor, solunum yavaşlıyor, zihin sakinleşiyor, hücreler enerji koruma moduna geçiyorlar ve hasarlı hücrelerin onarımı süreçleri başlıyor, iltihap ve yüksek ateş azalıyor.

Rezistans nefesinde akciğerlerdeki basıncın yükselmesi sayesinde sakinleştirici parasempatik sinir sisteminin aktivasyonu artıyor ve solunum kaslarının rezistansa karşı daha fazla çalışması sayesinde de egzersiz tekrarlandıkça zamanla daha da kuvvetleniyorlar. Sonuç, stresin neden olduğu etkilerden kurtuluyoruz, daha sakin ve odaklı oluyoruz, daha kontrollü oluyoruz, olur olmaz davranışlar sergilemiyoruz, duygularımızı ve davranışlarımızı regüle ediyoruz çünkü daha önce de dediğim gibi sinir sistemimiz kendini regüle edecek güce ve sağlığa erişiyor. Evet bunların hepsi mırıldanma, pardon doğru nefes sayesinde oluyor.

Hadi mırıldanmaya 🙂 ve tabii beni instagramdan da takip ederseniz sevinirim.

Sevgiler, Burak

https://www.instagram.com/burakakalincoaching/

Liderlik dersleri veren bir film.

Beğenerek seyrettiğim bir film ‘Burnt’ (Bradley Cooper, Sienna Miller, Daniel Brühl) hem eğlenceli hem de liderlik, işbirliği ve takım çalışması konularında çok etkin ve duygulara hitap eden dersler içeriyor.⁠


Filmi izlerken ve sonrasında düşünürken fark edebildiğim dersler şunlar oldu:⁠ bunlar tabii yeni değiller, ama zamansızlar yani her zaman etkili şekilde işe yararlar, yarayacaklar, emin olun.⁠

  1. Hedefleri kendi başınıza aşmanız imkansız, siz siz olun üzerinizdeki yükü, engelleri hedefleri ekibinize paylaştırın, sakın ben yaparım, hallederim demeyin – artık uzman değilsiniz, bir ekibiniz var. Ve işler, hedefler tek başınıza yapabileceklerinizden çok daha büyük.⁠
  2. Ekibinizin yetenek havuzunu geliştirin veya zenginleştirin. Bunu yaparken de ortak hedefleri gerçekleştirmek için birlikte ve sizinle beraber çalışabilecek kişilerden oluşan bir ekip kurmaya ve ekibi bu şekilde yetiştirmeye dikkat edin.⁠
  3. Ekibinize, potansiyellerini gösterebilmeleri için olanak ve fırsatlar verin. Hep bana demeyin. Sizin yapabileceğiniz az riskli işleri ekip üyelerine verin ki, yaparken öğrensinler.⁠
  4. Performans ve davranış geliştirici yapıcı geribildirim vermeye ve koçluk yapmaya özen gösterin.⁠
  5. Bir lider olarak ekibinizin saygısını kazanın ve güven inşaa edin. (doğru uygularsanız 4. madde buraya çok destek olacak)⁠
  6. Bilmediğiniz konularda yardım istemekten ve soru sormaktan kaçınmayın ve ekibinizi de bu bu konularda cesaretlendirin. ⁠
  7. Yeni ve yaratıcı fikirleri canlandırmak için ‘Olursa ne olur’ simülasyonları yapın.⁠
  8. Pozitif ve yapıcı bir şekilde ‘direkt, doğrudan’ davranın ve öyle olun. Sorunları masaya getirin ki hem adreslensinler hem de çözüm üretilebilir olsun. ⁠

Bunları yapmak tabii kolay değil, eğer yeni yönetici olduysanız veya bu konularda biraz desteğe ihtiyacınız varsa, size yardımcı olmaya hazırım.

Sevgiler.

@burakakalincoaching | burakakalin@icloud.com

Korkusuzca yaşamak için 12 güçlü soru

Korkmak düşmanımız değil.⁠
Asıl düşmanımız korkularımızın geçeceğini zannedip beklemede kalmak.

@burakakalincoaching

Korkuyu yenmek veya yok olması için uzun uzun beklemek size tanıdık geliyor mu?⁠ Hepimizin korkuları var. Korkunun kendiliğinden yok olacağını düşünüp, hareket etmeden beklemek daha fazla sıkışıp kalmamıza, hareketsizliğe neden oluyor, bu kesin. Korktuğunuz şey her ne olursa olsun, harekete geçmek için sihirli bir değneğin gelip korkunuzu ortadan kaldıracağı günü beklemeyin. Biliyorum bekliyorsunuz.⁠

Korkular bu şekilde geçmiyor veya yok olmuyor. Peki nasıl olacak?⁠ Bunu kendi kendinize yapmanız lazım. Bu yazıyı yazma motivasyonum da nasıl olacağını sizlere anlatmak. Evet ben de korkuyorum, korktum ve bunu nasıl birşey olduğunu çok iyi biliyorum.

Korku yaşam enerjimizi tüketen, bizi gerçek potansiyelimizi yaşamaktan alıkoyan, rahatsız edici, olumsuz bir hissimiz. Korkunun da bir amacı var tabii, peki ne?

Korkunun amacı herhangi bir tehlikeli durumda, yaşamımızın tehdit altında olduğuna bizi inandırarak, bizi uyaran bir tetikleyici olmak. “Korkudan yerinden zıplamak” da tam da bu amaca uygun bir söz.

@burakakalincoaching

Benim bu tanımda odaklandığım yer, korkunun gerçek potansiyelimizi yaşamaktan bizi alıkoyması. Şunu bir düşünün birisi sizi özgür olarak yaşamaktan alıkoyarsa ona ne yaparsınız, ne dersiniz? İşte “korku” tam da bunu yapıyor… insanı özgür olarak yaşamaktan alıkoyuyor.

Korkusuz olmayı kim istemez ki. Ancak sabatörlerimiz, korkularımızdan besleniyor ve bizi engelliyor. Korkusuz olma potansiyeli her insanda var, sabatörler bu potansiyeli yaşamamıza engel oluyorlar. O halde hedef “korkusuz” olmak

@burakakalincoaching

Korku, bizi nasıl engelliyor, nasıl kendi kendimizi sabote etmemize neden oluyor ile ilgili yazdığım yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz.

Korkuyu basit olarak 2’ye ayırabiliriz. Birincisi rasyonel korku, yani korkuyor olmanın gerçekten bize fayda sağladığı korku. Mesela ormanda yürüyüş yaparken karşımıza bir yılan çıktığında, korkup yılandan uzaklaşıyor olmamız. Hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçiren bu korku türü, bariz olarak görülebilir ve rasyonel korkudur ve amacı gayet anlaşılabilirdir.

Bazı korkular vardır ki, yani ikinci tür korku, irrasyoneldir, gerçek değildir. Mesela topluluk önünde konuşmaktan korkmak, başarısızlıktan korkmak, zorlu bir kişi ile münakaşa etmekten korkmak, otoriteden korkmak, yardım istemekten korkmak. Biz bazen bunlara çekinmek deriz. “yardım istemekten çekindim de ondan yapamadım” Çekinmek eşittir korkmak burada, kendimizi kandırmayalım. Mazeret üretmek, korkuyorum diyememek, zorlayıcı bir konunun çevresinden dolanmak ki korktuğum şeyle karşılaşmıyor olayım, bütün bunlar korkunun bilinçdışından bizi yönetmesi sonucu oluşan davranışlar. Bizim davranışlarımız tabii başkasının değil.

Bunların hepsi irrasyonel yani gerçek olmayan, geçmişte yaşadığımız travmatik olaylar sonucu oluşmuş, doğru zannedip otomatiğe bağladığımız yanlış inanç sistemlerine bağlı korkularımızdır. Bazıları yılan korkusu kadar barizdir ancak genellikle sinsidirler, ortaya çıkarmak tanımak için bilinçaltını biraz kazmak derine inmek gerekir.

Görünür olsun ya da ustaca gizlensin, korkularımızın çoğu irrasyoneldir (gerçekdışı) ve bizler düzenli olarak onların etkisi altında yaşıyoruz. Korkularımızın müdavimiyiz de diyebiliriz.

@burakakalincoaching

Bir bebek olarak dünyaya geldiğimizde beraberimizde otomatik olarak 2 tane korku ile doğarız. Düşme korkusu ve yüksek seslere karşı korku. Yani bebekler karanlıktan, yılanlardan, uçmaktan, aptal görünmekten ve başarısızlıktan korkmazlar. Bebekler olabildiğince özgür olarak doğarlar.

@burakakalincoaching

Ancak, yaş aldıkça çevremize maruz kalıyoruz, çevremiz hakkında farkındalık yaratmaya başlıyoruz, her türlü bilgiyi alıyoruz, belli yaşam deneyimleri yaşamaya başlıyoruz, dünya hakkında belli önyargılar geliştirmeye başlıyoruz. Ve sonuç olarak biz korkularımızı geliştirmeye başlıyoruz.

Korkularımız egomuza dayanıyor, ve gerçek içsel doğamızla kopukluğa dayanıyor. Ne kadar kopuk olursak o kadar çok korkuyoruz ve günlük olarak deneyimlerimiz içinde daha fazla endişe duyuyoruz. Kendimizle ne kadar çok bağlıysak, korkularımız da o kadar fazla ve kolay çözülüyor. Açıkçası, korku ne kadar derin ve kökleşmiş ise onun üstesinden gelmek o kadar zor oluyor. Ne kadar zor olsa da bunu başarmak mümkün.

Daha önce de yazdığım gibi, korkularımızın çoğu zekice gizlendiği için, ortaya çıktıklarında ya farketmiyoruz ya da onları kabul etmiyoruz, görmezden geliyoruz ve yaşamlarımızı yönetmelerine izin veriyoruz. Bu kabul edilmeyen korkular karanlık tarafımızda yani gölgemizde saklanıyorlar ve çok fazla duygusal hasara neden oluyorlar. Verdikleri en büyük hasar; potansiyelimizi gölgeleyip özgür olarak, korkusuzca yaşamamıza engel olmaları.

Korkusuz olmak, özgürce yaşamak için asıl ve ilk yapmamız gereken şey korkularımızın farkında olmak, onları karanlıktan ışığa çıkarmak yani bilinçdışından bilinç seviyesine getirmek. İşte o zaman zannettiğimiz kadar korkunç olmadıklarını göreceğiz.

@burakakalincoaching

Korkularınız ile ilgili farkındalık çalışmasını kendi başınıza da yapabilirsiniz ya da bu işte uzman ve bilgili bir koç ile de çalışabilirsiniz. Bu konuda seve seve destek olmak isterim.

KORKULARI AÇIĞA ÇIKARMA UYGULAMASI

Size yardımcı olmak için, burada kendinize sorabileceğiniz 12 güçlü soruyu sizinle paylaşıyorum. Bu sorular ile çalışırken, dikkat etmeniz gereken noktalar var önce bunlara odaklanmanızı öneririm.

  • Korkusuz olmak kolay değil. Bu soruların korkularınızı tetikleyeceğini, derinlere inmenizi ve kendinizi rahatsız hissetmenizi sağlayacağını unutmayın.
  • Bütün mesele bu aslında, bu rahatsız edici hisleri yüzeye çıkarmak ve onlardan korkmamak. Onları karanlıkta ne kadar tutarsanız, o kadar korkutucu olurlar.
  • Ayrıca, çoğu zaman sinirli, sabırsız, endişeli, kızgın veya kıskanç hissettiğinizde, genellikle kökünde KORKU olduğunu unutmayın.
  • Korku, kendisini her türlü olumsuz duygu olarak ifade eder, bu yüzden bu duyguları kolayca reddetmeyin anlamaya çalışın.
  • Örneğin, trafikte kalmaktan nefret ettiğinizi ve gerçekten sabırsız ve sinirli hissetmenizi sağladığını varsayalım. Bunun bir çeşit korkuya dayandığını düşünmeyebiliriniz ancak daha derine inerseniz, sabırsızlık duygunuzun işe geç kalma ve işten atılma korkusundan geldiğini keşfedebilirsiniz. Sonra bu korkunun nereden geldiğini daha fazla keşfedebilirsiniz. Bu keşfi doğru soruları sorarak yapacaksınız. Soruları aşağıda göreceksiniz.

Korkusuz olmaya hazırsanız sorulara başlayalım…


  1. Ne yapmaktan kesinlikle nefret ediyorsunuz ve bu nasıl hissettiriyor? İçinizde daha derin bir korkuyu tetiklediği için mi nefret ediyorsunuz? Bu hangi korku?
  2. Kaygılı olmanıza sebep olan neler var? Endişenizi tetikleyen,veya sizi sinirli ve rahatsız yapan ne var?
  3. En büyük, en belirgin korkularınız nelerdir? Bu en belirgin korkunuz daha derinlerdeki hangi korkuya dayanıyor? Bu korkuyu yaratan çocukluk anınızı hatırlıyor musunuz?
  4. Hayatınızda gerçekten yapmak istediğiniz ancak korktuğunuz için gerçekleştiremediğiniz tutkunuz ya da bir hayaliniz var mı? Tutkunuz veya hayaliniz ne? Neden korktunuz?
  5. Bazı görevlerden, işlerden, insanlardan, yerlerden, içine girdiğiniz durumlardan, toplantılardan, görüşmelerden veya deneyimlerden korktuğunuz için kaçındığınız oldu mu? Bu neydi ve korkunuz neydi?
    Dayandığı daha derin bir korku var mı?
  6. Hangi tür konular hakkında konuşmaktan rahatsız oluyorsunuz? Neden? Bir korkuya mı dayanıyor?
  7. Halen çıkmaktan korktuğunuz mutsuz, sağlıksız ya da işlevsiz bir ilişki içinde misiniz? Neden? Sizi ne korkutuyor? (yalnız olma, başka birini bulamama, incinme, sevilmeme korkusu) Farkettiğiniz korkunuz ne olursa olsun, derine inip, daha büyük bir korkuya dayanıp dayanmadığını kontrol eder misiniz?
  8. Şu anda kaybetmekten korktuğunuz bir işte çalışıyor musunuz? Neden? Korkunuz ne? Bu hangi derin korkuya dayanıyor?
  9. Gerçeklerden korkuyor musunuz? Gerçeği duymaktan korkuyor musunuz? Neden?
  10. Otorite figürlerine karşı nasıl hissediyorsunuz? Korkmuş, gergin, utangaç, rahatsız, vb. Bu hangi derin korkunuza dayanıyor?
  11. Başkalarının hakkında ne düşündüğünden korkuyor musun? Bu konuda seni en çok korkutuyor?
  12. Belirsizlik ve “bilmemek” sizi korkutur mu? yoksa sizi rahatsız mı eder? Sizi korkutan nedir?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplara göre, en derin korkularınızı ortaya çıkarın ve onları tanıyın.

Korkusuz olmak için başka ne yapabilirsiniz?

  • Her bir korku için, gerçekçi olup olmadığını görmeye çalışın.
  • Korkunuz anlamlı mı? rasyonel mi? mantıklı mı? gerçek mi?
  • Yoksa korku sadece kafanızdaki çılgınca bir fikir mi?

Sevgiler @burakakalincoaching

Hayatımızın Haritası – Kahramanın Yolculuğu

Hepimiz iyi anlatılan bir hikayeyi dinlemeyi severiz. İnsan, çocukluğundan itibaren hikayeleri sever, dinlemek ister, anlatılmasını ister. İçlerinde barındırdıkları hikayeler ve kendimizle eşleştirdiğimiz kahramanları sayesinde, filmleri de seyrederken kendi dünyamızdan kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşırız. Carl Gustav Jung’a göre her insan ruhunda bir kahraman arketipi (bilinç altında yatan davranış şekilleri) barındırdığı için bizler hikaye dinlemeyi ve seyretmeyi çok severiz.

Okumaya devam et

Viyana’da dengelendik

Sonunda Londra’ya evimize geldik. Didim’in 37-40 derece sıcağından sonra önce Viyana’da 32 derecede biraz serinledik mi desem bilemedim ama Eylül ayı bize Londra’da 17 derece ile merhaba dedi.

Şu bir gerçek ki, Viyana’nın heykelleri, fıskiyeli çeşmeleri, sanat 🎭 galerileri, bahçeleri, sarayları, binaların ve sokakların şahane mimarisi, şehri bir uçtan bir uca saran tramvayları, 🐴 faytonları ile oldukça serinledik desem doğru olur. Darısı yeni yönetimle İstanbul’un başına diyorum. Umarım 🤞 İstanbul da hakettiği ve özlediği yeşilliğe 🍀, bahçelere ve mimariye kavuşacak.

Her yerde sanat 🎭 var evet. Yeterki biz görebilelim. Sağ beynimizi buna açalım.

Sanat aslında bütünsel bakış açımızı besleyen bir alan aynı zamanda, değil mi? 🧠Mantıksal, analitik ve “yapmak” odaklı sol beynimizin eseri human-doing olmakla, ❤️duygusal, sezgisel ve olmak odaklı sağ beynimizin eseri human-being “olmak” arasında dengede kalmak, daha doğrusu kalabilmek. Hayata dair herşeye dengeli bakabilmek, dengede olmak. Zaten başımız hep dengemiz bozulduğunda zora girmiyor mu? Duygularımız dengesizleşince, tepkilerimiz dengesizleşince, duygularımızı regüle edemediğimiz anlarda kontrolden çıkmıyor muyuz? Hayatımızın hakimiyetini kaybetmiyor muyuz? 


Anda kalamadığımız, gelecek ve geçmiş arasında koşturduğumuz zamanlar dengede olma halimizden uzaklaşıyoruz.
Olmakla yapmak arasında dengede kalma oyunu gibi hayat bence. 🙏🏻Teşekkürler Viyana, sayende sağ beynimizin güçlerini devreye sokabildik, sol beynimizi de sessisleştirebildik. Şimdilik dengedeyiz. Ya Siz?

Sevgiler | @burakakalincoaching

Tatil dönüşü bunalımına karşı öneriler

Yarın hem pazartesi hem de birçok kişi için uzunca bir tatil sonrası işe dönüş günü. Bu yazıyı, beni takip edenlere, bu yazıyı okuyacak ve yarın iş başı yapacak olanlara Pazar akşamı bir ışık olsun, bir faydam dokunsun diye yazıyorum. Tatil dönüşünü sendromsuz veya daha az stres ile geçirebilirsiniz. Nasıl mı? Bir kaç öneri paylaşıyorum.

Şimdiden ilk haftasonunu beklediğinize eminim. Tatile çıkmadan önceki cuma akşam üzeri işlerin hafiflediği, koskoca bir tatil zamanının ufukta uzandığı anlar, o anları düşündükçe Pazartesi sendromunun ağırlığı daha da artıyor değil mi? Peki bunu atlatmak mümkün mü? Evet tabii, tatil sonrası Pazartesilerini daha sakin ve dingin geçirmek mümkün ve herşey sizin elinizde.

Şu kesin ki, tatile çıkmak ya da izin kullanmak ruh halimiz, moralimiz üzerinde pozitif, yapıcı, iyileştirici bir etkiye sahip. Uzun zamandır uzak kalınan günlük iş sorumluluklarına dönüş tam tersine korkutucu ve yıpratıcı olabiliyor. Bugün kumsalda dinlenirken, yarın ofiste oturup mailleri kontrol ediyor olmayı kim tercih eder ki?

Tamam durumu daha da ağırlaştırmayacağım, aksine yaşanması daha kolay hale getirmeye çalışacağım, ama önce aynı şeyleri hissettiğimize emin olalım istedim.

Uzun tatil sonrası pazartesi sendromunun sizi ezmesine izin vermemek için aşağıdaki önereceğim basit aksiyonları alabilirsiniz.

  • Yoğun iş temposuna girmeden önce kendinize zaman ayırmanız rahatlatıcı olacaktır. Pazartesi günü işbaşı yapmadan önce, tatilden Pazar sabahı erken veya daha önce dönerek kendinize iş rutinine alışmak için alan yaratabilirsiniz. Şu kesin ki insan uzunca bir tatilden sonra tatil öncesi günlük rutinine dönmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Kendinizi ilk iş günü çok zorlamayın. Tatil öncesi iş temposuna yavaş yavaş ulaşmayı hedefleyin.
  • Tatil zamanında uyku düzeni, işe gidilen zamandaki uyku düzenine göre çok değişiklik gösteriyor. Tatil zamanı daha fazla uyumaya alıştığımız için, tatil dönüşü erken kalkmak bize zor geliyor. Bundan kurtulmak için tatilinizin son günlerinde erken yatıp erken kalkmayı hedefleyin.
  • Tatil boyunca gezdik tozduk, güzel yemekler yedik. Hatta hareketsiz kalmış da olabiliriz bu da fazla kilo ve düşmüş bir endorfin seviyesi anlamına geliyor. Endorfin seviyenizi yüksek tutmaya çalışın. Mutluluk hormonu olarak da isimlendirilen endorfin hayatımızı daha kolay geçirmemizi sağlayan; bizi rahatsız edecek fiziksel ve ruhsal durumları hafifleten bir kurtarıcı. Peki endorfin hormonunun seviyesi doğal yollarla nasıl yükseltilir: en basit yöntem spor yapmak. Dolayısı ile Pazartesi sabah erkenden kalkıp iş başı yapmadan önce güzel bir yürüyüş, yoga, meditasyon, koşu gibi spor aktiviteleri yapabilirsiniz. Ofisinizde bir spor salonu varsa, sabah erkenden spor salonun yolunu tutun, göreceksiniz spor sonrası çok iyi hissedeceksiniz. Unutmayın bu aktiviteleri yaparken an’da kalmaya gayret edin. İyi bir uyku da endorfin seviyesinin yükselmesine yardımcı olacaktır. Ek olarak, Pazartesi stresi ile başa çıkmak için “stres ile başa çıkmanın en etkili yolu” üzerine yazdığım yazıyı da destek amaçlı okumanızı tavsiye ederim. Bu linkten ulaşabilirsiniz.
  • İlk haftanızda yapacaklarınızı işe gitmeden önce planlayın. İlk hafta için kendinize koyacağınız 2 veya 3 ana hedef size itici güç olacaktır, bu hedeflere ulaşmak sizi motive edecektir. Mesela ben özellikle tatil dönüşlerine ekibim ile toplantı koyardım ve toplantının gündemine de hem iş hem de tatil hakkında paylaşım yapabileceğimiz şeklinde ayarlardık. İlk saatlerde ekibiniz veya şirket içindeki iş arkadaşlarınız ile yapacağınız paylaşım toplantıları iş gündemine sakin ve hafif olarak geçişinizi sağlayacaktır.
  • Nefes alın. Evet, bu hafta zor geçecek, krizler de olabilir, buna hazırlıklı olun. Ne olursa olsun nefes almaya yani ara vermeye, kendinizi dinlemeye gayret edin. Yapmanız gereken çok işiniz olacak, hepsini ilk günlerden yapmak zorunda hissedeceksiniz, kendinize gereksiz baskı ve stres yaratmamaya gayret edin. İşte bunun için de yukarıdaki madde önemli, haftayı iyi planlamaya gayret edin en azından sizin bildiklerinize hazırlıklı olmak açısından bu önemli. Hesapta olmayan birşey çıkarsa da, kendinize güvenin. Sıkıştığınız zaman ara verin ve nefes alın.
  • Haftaiçini de keyifli geçirmeye gayret edin. Tatilde keyifli zaman geçirdiniz. Eğlendiğiniz ve keyif aldığınız zamanların birden bire kesilmesi yerine, sevdiğiniz bir arkadaşınızla keyifli bir sohbet, uzun zamandır izlemeyi düşündüğünüz bir filmi izlemek, yeni açılan bir restoranı denemek tatil enerjinizin devam etmesini sağlayacaktır.

Enerjinizin bol olduğu; kendinize iyi baktığınız bir hafta olsun.

Burak Akalin, Sevgiler

@burakakalincoaching