Liderlik dersleri veren bir film.

Beğenerek seyrettiğim bir film ‘Burnt’ (Bradley Cooper, Sienna Miller, Daniel Brühl) hem eğlenceli hem de liderlik, işbirliği ve takım çalışması konularında çok etkin ve duygulara hitap eden dersler içeriyor.⁠


Filmi izlerken ve sonrasında düşünürken fark edebildiğim dersler şunlar oldu:⁠ bunlar tabii yeni değiller, ama zamansızlar yani her zaman etkili şekilde işe yararlar, yarayacaklar, emin olun.⁠

  1. Hedefleri kendi başınıza aşmanız imkansız, siz siz olun üzerinizdeki yükü, engelleri hedefleri ekibinize paylaştırın, sakın ben yaparım, hallederim demeyin – artık uzman değilsiniz, bir ekibiniz var. Ve işler, hedefler tek başınıza yapabileceklerinizden çok daha büyük.⁠
  2. Ekibinizin yetenek havuzunu geliştirin veya zenginleştirin. Bunu yaparken de ortak hedefleri gerçekleştirmek için birlikte ve sizinle beraber çalışabilecek kişilerden oluşan bir ekip kurmaya ve ekibi bu şekilde yetiştirmeye dikkat edin.⁠
  3. Ekibinize, potansiyellerini gösterebilmeleri için olanak ve fırsatlar verin. Hep bana demeyin. Sizin yapabileceğiniz az riskli işleri ekip üyelerine verin ki, yaparken öğrensinler.⁠
  4. Performans ve davranış geliştirici yapıcı geribildirim vermeye ve koçluk yapmaya özen gösterin.⁠
  5. Bir lider olarak ekibinizin saygısını kazanın ve güven inşaa edin. (doğru uygularsanız 4. madde buraya çok destek olacak)⁠
  6. Bilmediğiniz konularda yardım istemekten ve soru sormaktan kaçınmayın ve ekibinizi de bu bu konularda cesaretlendirin. ⁠
  7. Yeni ve yaratıcı fikirleri canlandırmak için ‘Olursa ne olur’ simülasyonları yapın.⁠
  8. Pozitif ve yapıcı bir şekilde ‘direkt, doğrudan’ davranın ve öyle olun. Sorunları masaya getirin ki hem adreslensinler hem de çözüm üretilebilir olsun. ⁠

Bunları yapmak tabii kolay değil, eğer yeni yönetici olduysanız veya bu konularda biraz desteğe ihtiyacınız varsa, size yardımcı olmaya hazırım.

Sevgiler.

@burakakalincoaching | burakakalin@icloud.com

Korkusuzca yaşamak için 12 güçlü soru

Korkmak düşmanımız değil.⁠
Asıl düşmanımız korkularımızın geçeceğini zannedip beklemede kalmak.

@burakakalincoaching

Korkuyu yenmek veya yok olması için uzun uzun beklemek size tanıdık geliyor mu?⁠ Hepimizin korkuları var. Korkunun kendiliğinden yok olacağını düşünüp, hareket etmeden beklemek daha fazla sıkışıp kalmamıza, hareketsizliğe neden oluyor, bu kesin. Korktuğunuz şey her ne olursa olsun, harekete geçmek için sihirli bir değneğin gelip korkunuzu ortadan kaldıracağı günü beklemeyin. Biliyorum bekliyorsunuz.⁠

Korkular bu şekilde geçmiyor veya yok olmuyor. Peki nasıl olacak?⁠ Bunu kendi kendinize yapmanız lazım. Bu yazıyı yazma motivasyonum da nasıl olacağını sizlere anlatmak. Evet ben de korkuyorum, korktum ve bunu nasıl birşey olduğunu çok iyi biliyorum.

Korku yaşam enerjimizi tüketen, bizi gerçek potansiyelimizi yaşamaktan alıkoyan, rahatsız edici, olumsuz bir hissimiz. Korkunun da bir amacı var tabii, peki ne?

Korkunun amacı herhangi bir tehlikeli durumda, yaşamımızın tehdit altında olduğuna bizi inandırarak, bizi uyaran bir tetikleyici olmak. “Korkudan yerinden zıplamak” da tam da bu amaca uygun bir söz.

@burakakalincoaching

Benim bu tanımda odaklandığım yer, korkunun gerçek potansiyelimizi yaşamaktan bizi alıkoyması. Şunu bir düşünün birisi sizi özgür olarak yaşamaktan alıkoyarsa ona ne yaparsınız, ne dersiniz? İşte “korku” tam da bunu yapıyor… insanı özgür olarak yaşamaktan alıkoyuyor.

Korkusuz olmayı kim istemez ki. Ancak sabatörlerimiz, korkularımızdan besleniyor ve bizi engelliyor. Korkusuz olma potansiyeli her insanda var, sabatörler bu potansiyeli yaşamamıza engel oluyorlar. O halde hedef “korkusuz” olmak

@burakakalincoaching

Korku, bizi nasıl engelliyor, nasıl kendi kendimizi sabote etmemize neden oluyor ile ilgili yazdığım yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz.

Korkuyu basit olarak 2’ye ayırabiliriz. Birincisi rasyonel korku, yani korkuyor olmanın gerçekten bize fayda sağladığı korku. Mesela ormanda yürüyüş yaparken karşımıza bir yılan çıktığında, korkup yılandan uzaklaşıyor olmamız. Hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçiren bu korku türü, bariz olarak görülebilir ve rasyonel korkudur ve amacı gayet anlaşılabilirdir.

Bazı korkular vardır ki, yani ikinci tür korku, irrasyoneldir, gerçek değildir. Mesela topluluk önünde konuşmaktan korkmak, başarısızlıktan korkmak, zorlu bir kişi ile münakaşa etmekten korkmak, otoriteden korkmak, yardım istemekten korkmak. Biz bazen bunlara çekinmek deriz. “yardım istemekten çekindim de ondan yapamadım” Çekinmek eşittir korkmak burada, kendimizi kandırmayalım. Mazeret üretmek, korkuyorum diyememek, zorlayıcı bir konunun çevresinden dolanmak ki korktuğum şeyle karşılaşmıyor olayım, bütün bunlar korkunun bilinçdışından bizi yönetmesi sonucu oluşan davranışlar. Bizim davranışlarımız tabii başkasının değil.

Bunların hepsi irrasyonel yani gerçek olmayan, geçmişte yaşadığımız travmatik olaylar sonucu oluşmuş, doğru zannedip otomatiğe bağladığımız yanlış inanç sistemlerine bağlı korkularımızdır. Bazıları yılan korkusu kadar barizdir ancak genellikle sinsidirler, ortaya çıkarmak tanımak için bilinçaltını biraz kazmak derine inmek gerekir.

Görünür olsun ya da ustaca gizlensin, korkularımızın çoğu irrasyoneldir (gerçekdışı) ve bizler düzenli olarak onların etkisi altında yaşıyoruz. Korkularımızın müdavimiyiz de diyebiliriz.

@burakakalincoaching

Bir bebek olarak dünyaya geldiğimizde beraberimizde otomatik olarak 2 tane korku ile doğarız. Düşme korkusu ve yüksek seslere karşı korku. Yani bebekler karanlıktan, yılanlardan, uçmaktan, aptal görünmekten ve başarısızlıktan korkmazlar. Bebekler olabildiğince özgür olarak doğarlar.

@burakakalincoaching

Ancak, yaş aldıkça çevremize maruz kalıyoruz, çevremiz hakkında farkındalık yaratmaya başlıyoruz, her türlü bilgiyi alıyoruz, belli yaşam deneyimleri yaşamaya başlıyoruz, dünya hakkında belli önyargılar geliştirmeye başlıyoruz. Ve sonuç olarak biz korkularımızı geliştirmeye başlıyoruz.

Korkularımız egomuza dayanıyor, ve gerçek içsel doğamızla kopukluğa dayanıyor. Ne kadar kopuk olursak o kadar çok korkuyoruz ve günlük olarak deneyimlerimiz içinde daha fazla endişe duyuyoruz. Kendimizle ne kadar çok bağlıysak, korkularımız da o kadar fazla ve kolay çözülüyor. Açıkçası, korku ne kadar derin ve kökleşmiş ise onun üstesinden gelmek o kadar zor oluyor. Ne kadar zor olsa da bunu başarmak mümkün.

Daha önce de yazdığım gibi, korkularımızın çoğu zekice gizlendiği için, ortaya çıktıklarında ya farketmiyoruz ya da onları kabul etmiyoruz, görmezden geliyoruz ve yaşamlarımızı yönetmelerine izin veriyoruz. Bu kabul edilmeyen korkular karanlık tarafımızda yani gölgemizde saklanıyorlar ve çok fazla duygusal hasara neden oluyorlar. Verdikleri en büyük hasar; potansiyelimizi gölgeleyip özgür olarak, korkusuzca yaşamamıza engel olmaları.

Korkusuz olmak, özgürce yaşamak için asıl ve ilk yapmamız gereken şey korkularımızın farkında olmak, onları karanlıktan ışığa çıkarmak yani bilinçdışından bilinç seviyesine getirmek. İşte o zaman zannettiğimiz kadar korkunç olmadıklarını göreceğiz.

@burakakalincoaching

Korkularınız ile ilgili farkındalık çalışmasını kendi başınıza da yapabilirsiniz ya da bu işte uzman ve bilgili bir koç ile de çalışabilirsiniz. Bu konuda seve seve destek olmak isterim.

KORKULARI AÇIĞA ÇIKARMA UYGULAMASI

Size yardımcı olmak için, burada kendinize sorabileceğiniz 12 güçlü soruyu sizinle paylaşıyorum. Bu sorular ile çalışırken, dikkat etmeniz gereken noktalar var önce bunlara odaklanmanızı öneririm.

  • Korkusuz olmak kolay değil. Bu soruların korkularınızı tetikleyeceğini, derinlere inmenizi ve kendinizi rahatsız hissetmenizi sağlayacağını unutmayın.
  • Bütün mesele bu aslında, bu rahatsız edici hisleri yüzeye çıkarmak ve onlardan korkmamak. Onları karanlıkta ne kadar tutarsanız, o kadar korkutucu olurlar.
  • Ayrıca, çoğu zaman sinirli, sabırsız, endişeli, kızgın veya kıskanç hissettiğinizde, genellikle kökünde KORKU olduğunu unutmayın.
  • Korku, kendisini her türlü olumsuz duygu olarak ifade eder, bu yüzden bu duyguları kolayca reddetmeyin anlamaya çalışın.
  • Örneğin, trafikte kalmaktan nefret ettiğinizi ve gerçekten sabırsız ve sinirli hissetmenizi sağladığını varsayalım. Bunun bir çeşit korkuya dayandığını düşünmeyebiliriniz ancak daha derine inerseniz, sabırsızlık duygunuzun işe geç kalma ve işten atılma korkusundan geldiğini keşfedebilirsiniz. Sonra bu korkunun nereden geldiğini daha fazla keşfedebilirsiniz. Bu keşfi doğru soruları sorarak yapacaksınız. Soruları aşağıda göreceksiniz.

Korkusuz olmaya hazırsanız sorulara başlayalım…


  1. Ne yapmaktan kesinlikle nefret ediyorsunuz ve bu nasıl hissettiriyor? İçinizde daha derin bir korkuyu tetiklediği için mi nefret ediyorsunuz? Bu hangi korku?
  2. Kaygılı olmanıza sebep olan neler var? Endişenizi tetikleyen,veya sizi sinirli ve rahatsız yapan ne var?
  3. En büyük, en belirgin korkularınız nelerdir? Bu en belirgin korkunuz daha derinlerdeki hangi korkuya dayanıyor? Bu korkuyu yaratan çocukluk anınızı hatırlıyor musunuz?
  4. Hayatınızda gerçekten yapmak istediğiniz ancak korktuğunuz için gerçekleştiremediğiniz tutkunuz ya da bir hayaliniz var mı? Tutkunuz veya hayaliniz ne? Neden korktunuz?
  5. Bazı görevlerden, işlerden, insanlardan, yerlerden, içine girdiğiniz durumlardan, toplantılardan, görüşmelerden veya deneyimlerden korktuğunuz için kaçındığınız oldu mu? Bu neydi ve korkunuz neydi?
    Dayandığı daha derin bir korku var mı?
  6. Hangi tür konular hakkında konuşmaktan rahatsız oluyorsunuz? Neden? Bir korkuya mı dayanıyor?
  7. Halen çıkmaktan korktuğunuz mutsuz, sağlıksız ya da işlevsiz bir ilişki içinde misiniz? Neden? Sizi ne korkutuyor? (yalnız olma, başka birini bulamama, incinme, sevilmeme korkusu) Farkettiğiniz korkunuz ne olursa olsun, derine inip, daha büyük bir korkuya dayanıp dayanmadığını kontrol eder misiniz?
  8. Şu anda kaybetmekten korktuğunuz bir işte çalışıyor musunuz? Neden? Korkunuz ne? Bu hangi derin korkuya dayanıyor?
  9. Gerçeklerden korkuyor musunuz? Gerçeği duymaktan korkuyor musunuz? Neden?
  10. Otorite figürlerine karşı nasıl hissediyorsunuz? Korkmuş, gergin, utangaç, rahatsız, vb. Bu hangi derin korkunuza dayanıyor?
  11. Başkalarının hakkında ne düşündüğünden korkuyor musun? Bu konuda seni en çok korkutuyor?
  12. Belirsizlik ve “bilmemek” sizi korkutur mu? yoksa sizi rahatsız mı eder? Sizi korkutan nedir?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplara göre, en derin korkularınızı ortaya çıkarın ve onları tanıyın.

Korkusuz olmak için başka ne yapabilirsiniz?

  • Her bir korku için, gerçekçi olup olmadığını görmeye çalışın.
  • Korkunuz anlamlı mı? rasyonel mi? mantıklı mı? gerçek mi?
  • Yoksa korku sadece kafanızdaki çılgınca bir fikir mi?

Sevgiler @burakakalincoaching

Tatil dönüşü bunalımına karşı öneriler

Yarın hem pazartesi hem de birçok kişi için uzunca bir tatil sonrası işe dönüş günü. Bu yazıyı, beni takip edenlere, bu yazıyı okuyacak ve yarın iş başı yapacak olanlara Pazar akşamı bir ışık olsun, bir faydam dokunsun diye yazıyorum. Tatil dönüşünü sendromsuz veya daha az stres ile geçirebilirsiniz. Nasıl mı? Bir kaç öneri paylaşıyorum.

Şimdiden ilk haftasonunu beklediğinize eminim. Tatile çıkmadan önceki cuma akşam üzeri işlerin hafiflediği, koskoca bir tatil zamanının ufukta uzandığı anlar, o anları düşündükçe Pazartesi sendromunun ağırlığı daha da artıyor değil mi? Peki bunu atlatmak mümkün mü? Evet tabii, tatil sonrası Pazartesilerini daha sakin ve dingin geçirmek mümkün ve herşey sizin elinizde.

Şu kesin ki, tatile çıkmak ya da izin kullanmak ruh halimiz, moralimiz üzerinde pozitif, yapıcı, iyileştirici bir etkiye sahip. Uzun zamandır uzak kalınan günlük iş sorumluluklarına dönüş tam tersine korkutucu ve yıpratıcı olabiliyor. Bugün kumsalda dinlenirken, yarın ofiste oturup mailleri kontrol ediyor olmayı kim tercih eder ki?

Tamam durumu daha da ağırlaştırmayacağım, aksine yaşanması daha kolay hale getirmeye çalışacağım, ama önce aynı şeyleri hissettiğimize emin olalım istedim.

Uzun tatil sonrası pazartesi sendromunun sizi ezmesine izin vermemek için aşağıdaki önereceğim basit aksiyonları alabilirsiniz.

  • Yoğun iş temposuna girmeden önce kendinize zaman ayırmanız rahatlatıcı olacaktır. Pazartesi günü işbaşı yapmadan önce, tatilden Pazar sabahı erken veya daha önce dönerek kendinize iş rutinine alışmak için alan yaratabilirsiniz. Şu kesin ki insan uzunca bir tatilden sonra tatil öncesi günlük rutinine dönmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Kendinizi ilk iş günü çok zorlamayın. Tatil öncesi iş temposuna yavaş yavaş ulaşmayı hedefleyin.
  • Tatil zamanında uyku düzeni, işe gidilen zamandaki uyku düzenine göre çok değişiklik gösteriyor. Tatil zamanı daha fazla uyumaya alıştığımız için, tatil dönüşü erken kalkmak bize zor geliyor. Bundan kurtulmak için tatilinizin son günlerinde erken yatıp erken kalkmayı hedefleyin.
  • Tatil boyunca gezdik tozduk, güzel yemekler yedik. Hatta hareketsiz kalmış da olabiliriz bu da fazla kilo ve düşmüş bir endorfin seviyesi anlamına geliyor. Endorfin seviyenizi yüksek tutmaya çalışın. Mutluluk hormonu olarak da isimlendirilen endorfin hayatımızı daha kolay geçirmemizi sağlayan; bizi rahatsız edecek fiziksel ve ruhsal durumları hafifleten bir kurtarıcı. Peki endorfin hormonunun seviyesi doğal yollarla nasıl yükseltilir: en basit yöntem spor yapmak. Dolayısı ile Pazartesi sabah erkenden kalkıp iş başı yapmadan önce güzel bir yürüyüş, yoga, meditasyon, koşu gibi spor aktiviteleri yapabilirsiniz. Ofisinizde bir spor salonu varsa, sabah erkenden spor salonun yolunu tutun, göreceksiniz spor sonrası çok iyi hissedeceksiniz. Unutmayın bu aktiviteleri yaparken an’da kalmaya gayret edin. İyi bir uyku da endorfin seviyesinin yükselmesine yardımcı olacaktır. Ek olarak, Pazartesi stresi ile başa çıkmak için “stres ile başa çıkmanın en etkili yolu” üzerine yazdığım yazıyı da destek amaçlı okumanızı tavsiye ederim. Bu linkten ulaşabilirsiniz.
  • İlk haftanızda yapacaklarınızı işe gitmeden önce planlayın. İlk hafta için kendinize koyacağınız 2 veya 3 ana hedef size itici güç olacaktır, bu hedeflere ulaşmak sizi motive edecektir. Mesela ben özellikle tatil dönüşlerine ekibim ile toplantı koyardım ve toplantının gündemine de hem iş hem de tatil hakkında paylaşım yapabileceğimiz şeklinde ayarlardık. İlk saatlerde ekibiniz veya şirket içindeki iş arkadaşlarınız ile yapacağınız paylaşım toplantıları iş gündemine sakin ve hafif olarak geçişinizi sağlayacaktır.
  • Nefes alın. Evet, bu hafta zor geçecek, krizler de olabilir, buna hazırlıklı olun. Ne olursa olsun nefes almaya yani ara vermeye, kendinizi dinlemeye gayret edin. Yapmanız gereken çok işiniz olacak, hepsini ilk günlerden yapmak zorunda hissedeceksiniz, kendinize gereksiz baskı ve stres yaratmamaya gayret edin. İşte bunun için de yukarıdaki madde önemli, haftayı iyi planlamaya gayret edin en azından sizin bildiklerinize hazırlıklı olmak açısından bu önemli. Hesapta olmayan birşey çıkarsa da, kendinize güvenin. Sıkıştığınız zaman ara verin ve nefes alın.
  • Haftaiçini de keyifli geçirmeye gayret edin. Tatilde keyifli zaman geçirdiniz. Eğlendiğiniz ve keyif aldığınız zamanların birden bire kesilmesi yerine, sevdiğiniz bir arkadaşınızla keyifli bir sohbet, uzun zamandır izlemeyi düşündüğünüz bir filmi izlemek, yeni açılan bir restoranı denemek tatil enerjinizin devam etmesini sağlayacaktır.

Enerjinizin bol olduğu; kendinize iyi baktığınız bir hafta olsun.

Burak Akalin, Sevgiler

@burakakalincoaching

Herşey mindful olmakla başlıyor

Kendimizi tanımadan ve kendimizi yönetmeden diğerlerini yönetemeyiz.

Peter Drucker

Peter Drucker’ın bu sözü rehber niteliğinde, halbuki neredeyse bütün liderlik programları strateji, insan yönetimi, finansal yönetim gibi konularla başlıyor, kendini tanıma ile ilgili bir bölüm veya kendine ve diğerlerine koçluk yapabilmek çok ama çok önemli doğru bir lider için. Daha önceki yazılarımda da değindim, sakın “işimi çok iyi yaptığım için beni yönetici seçtiler, ben de artık bir liderim” gibi bir rehavete kapılmayın. Liderlik öyle insan yönetmekle, işini yönetmekle olmuyor, bunu siz de pek iyi biliyorsunuz.

İlk odaklanılması gereken konu kişinin kendisini tanıması ve kendisine liderlik etmesi. Konuya tersten başlayınca, yani strateji yapmaktan, bütçe yönetmekten, organizasyon yönetmekten başlayınca bu bir evi çatıdan başlayarak inşa etmeye çalışmaya benziyor. Değil mi?

Drucker’ın dediği gibi Liderlik aslında kişinin kendisini tanıması ile başlıyor.

Kişinin kendi zihninde başlıyor yani.

Liderlik, rehberlik etme işi, değil mi? Önce kendimize rehberlik edeceğiz ki, sonra diğer insanlara, fonksiyonlara, organizasyona liderlik edebilelim.

Bizim kendimizi tanımamız, içimizdeki rehberi görmemiz çok ama çok önemli. Bu da kendimiz üzerinde doğru bir rehberle, koç ile çalışmamız ile daha güvenle olabilecek birşey.

Kendimi tanıyorum, anlıyorum, kendime rehberlik ediyorum; diğerlerini anlıyorum, diğerlerine rehberlik ediyorum, organizasyonu anlıyorum tanıyorum, organizasyona rehberlik ediyorum.
Rehberlik = Liderlik
@burakakalincoaching

Kendi zihnimizin (akıl, zeka da denebilir) nasıl çalıştığını anladığımızda kendi kendimize etkili bir şekilde rehberlik edebiliriz.

Kendimizi etkin bir şekilde anlayarak ve rehberlik ederek, diğerlerini anlayabilir onlara rehberlik, liderlik edebiliriz.

Bunu bu şekilde organizasyon seviyesine kadar çıkartabilirsiniz.

Yapılan bir araştırmaya göre (Kitap: Mind of The Leader) etkili liderler şu 3 ortak temel özelliğe sahipler ki bunlar zeki olmak, saatlerce çalışmak, işi çok iyi bilmek, gibi özellikler değil.

Bunlar belki zaten olması gerekenler ama liderleri etkin ve vazgeçilmez yapan temel özellikler başka. Neler mi?

1) Mindfulness (anda kalabilme, odaklanabilme, düşünceli olabilme, kendisinin ve çevresinin farkında olabilme)

2) Selflessness (bencil olmama, diğerlerini düşünme)

3) Compassion (merhametli, şevkatli olma)

Herşeyin başı ‘anlamak’ ile başlıyor.

Kendini, kendi zihnini aklını tanımak ve anlamak. Bunun için Mindfulness ile başlamak gerekirse bu pratik isteyen bir uygulama.

Ne kadar çok pratik yaparsanız ruh halimiz mindful halinde olur.

Bu işin merkezinde dikkati odaklamayı öğrenmek var. Sakin, odaklı ve salim bir kafa ile ana odaklanmak var.

Dikkatimizi seçtiğimiz birşeye odaklıyoruz aslında. Bu bir email olabilir, bir resim, bu okuduğunuz instagram postu, birlikte olduğumuz kişi, bulunduğumuz toplantı, organizasyonunuzdaki bir kriz anı, işe alacağınız bir yönetici, yeni işiniz için yapacağınız bir mülakat, yapacağınız bir beyin-fırtınası, aranızda problem olan bir arkadaşınızla yapacağınız bir görüşme…

Kendimizi ‘anda’ olmaya, An’ı yaşamaya alıştırıyoruz.

Neyi tekrarlarsak, o kasımız gelişiyor, bunu unutmayalım. Mindfulness’ı pratik edersek emin olun gelişecektir ve öğreneceğiz.

Araştırmalara göre (ki bu araştırmalara internetten, ve yukarda bahsettiğim kitaptan ulaşabilirsiniz) Mindfulness pratiğinin insan üzerinde fiziksel, psikolojik ve iş performansı açısından pozitif etkileri var.

İş performansı kısmı önemli, ve hepimizi ilgilendiriyor değil mi? :):)

Daha güçlü bir bağışıklık sistemini, dengeli bir kan basıncı, daha güzel uykular ve daha az stres. Bunları kim istemez ki?

Mindfulness ile haşır neşir olduğumuzda beynimizin rasyonel düşünmemizi ve problem çözmemizi sağlayan hücrelerinin yoğunluğu artıyor.

Bu sayede ise daha iyi odaklanma, hafızanın güçlenmesi, daha hızlı reaksiyon süresi gibi pozitif sonuçlar ortaya çıkıyor.

Oh ne güzel. Tüm bunlar daha kaliteli bir yaşama işaret ediyor. Aslında herşey bunun için…daha kaliteli bir yaşam.

@burakakalincoaching

Sürekli ve düzenli yapmak şartı ile mindfulness pratiği, bizim yani beynimizin çevresini ve kendi duygularımızı olumlu olarak algılamasını , duygusal dayanıklılığımızı güçlendiren ve pozitif etkileyen çok önemli bir alışkanlık.

Alışkanlık olduğu zaman tüm bu mucizevi olumlu sonuçlar ortaya çıkıyor bu arada.

Siz, mindfulness matriksin neresindesiniz?
@burakakalincoaching

Bu arada yukarıdaki resimdeki mindfulness matriks oldukça bir şey ifade etti bana. Bazı davranışlarımız var ya tak otomatik yaptığımız, butonumuza basılmış gibi, toplantıda birisi bize biraz olumsuz bir şey söylesin tak lafı yapıştırıveririz, ya da olumsuz düşüncelere dalarız, belki de korkuya kapılırız.

İşte o halimiz fokusumuzun minimum olduğu, odağımızın olmadığı, ‘mindless’ yani düşüncesiz, akılsız, dikkatsiz olduğumuz anlar. Bizi kontrolümüzün dışında yani bilinçdışımızdan güçlerin kontrol ettği anlar. Tanıdık geliyor mu?

Sizde bu tuzaklara, bilinçdışı güçlerin ağına düşüyor musunuz? hangi otopilot davranışlarınız var? Üzerine odaklanmakta, düşünmekte fayda var bence.

Sevgiler, Burak Akalın, @burakakalincoaching

Stres ile başa çıkmanın en etkili yolu

Stresle başa çıkmanın en etkili yolu nedir?

Tatil ve bayram hareketlenmesini yaşadığımız bugünlerde çevremdeki herkes biraz dinlenebilmek, kafasını boşaltabilmek, önümüzdeki 4-5 gun içinde rahatlayabilmenin yollarını arıyor. Günümüz dünyasında tatilleri bu kadar hasretle beklememizin elbet bir sebebi var, bence en belirgin sebeplerinden biri, hepimizin hayatında olan STRES.

@burakakalincoaching

‘Stres yaşamıyorum’ diyenimiz var mıdır bilmiyorum. Yaşantımızın her anında, iş hayatında, okulda, evde, trafikte, sürekli strese maruz kalıyoruz veya bırakılıyoruz. Büyük küçük demeden farklı konular bize dert kaynağı olabiliyor. Yöneticimizin bir sözü veya bakışı, çocuğumuzun ödevini zamanında yapmaması, geç yatmak, erken uyanmak ve uykusuzluk, tuttuğumuz takımın maçı, havanın çok sıcak olması, soğuk veya yağmurlu olması, katılacağımız önemli bir toplantı, yapacağımız performans görüşmesi, terfi beklentisi, almayı hedefledigimiz zam, hayalimizdeki arabanın modeli ve ne zaman alabileceğimiz, tatile nereye gidecegimiz, otel seçimi gibi kendi bireysel küçük sorunlarımızdan tutun da küresel ısınma, dünyamızın nereye gittiği, çocuklarımıza bırakacağımız dünya, S300’ler, Amerika’nın tutumu, ülkeler arasındaki diplomatik oyunlar gibi global konulara kadar bu liste daha uzar da uzar.

Stres ile başa çıkmak için önerilen pek çok yöntem var, neredeyse hepsi de bize stresle başa çıkmak için neler yapmamız gerektiğini söyler durur ama çoğunlukla ‘nasıl’ sorusuna yanıt veremez veya neleri yapmamamız gerektiğini söylemez. Benim önerim sanırım biraz farklı. Ne mi? Aslinda stresi kabullenmek, stresin de insan olmamızın gerektirdiği duygulardan biri olduğunu bilmek, stresli ve agresif anlarımızı normallestirmek. Diğer bir deyişle, sadece ana odaklanarak neler yaşadığımızı anlayıp ve hatta yüzleşip stres nedeni olan şeylere karşı direnmemek, daha esnek olabilmek. Aslında belki de bir anlamda ‘mindfulness’ tarifi yaptığımı anlamış olabilirsiniz.

Sanılanın aksine stres düşmanımız değildir. Araştırmalara göre stresin az bir derecesi motivasyon kaynağı olarak gereklidir bile. Karşımıza çıkan stres kaynağını tehdit olarak görmezsek, onu aşmak için bir çaba da göstermeyiz, yani belki bizi daha da yoracak ekstra birşey yapmamıza da gerek kalmaz. Strese sebep olan her neyse ona karşı direnmemek, düşman olarak görmemek ve o anki duygumuzu kabullenmek söylenildigi kadar kolay değil. Bunu yapabilmek biraz çaba ile, sakin bir zihin ve ana odaklanabilmek ile mümkün. Zihnimiz sürekli olarak geçmiş ile gelecek arasında gider gelir. Geçmişte başa çıkamadıklarımızı ve gelecekte başa çıkamayacaklarımızı düşündükçe de strese gireriz. Bu da duygularımızın farkına varmamızı engeller çünkü an’da değilizdir. Duygular an’da kalarak hissedilebilir, yaşanabilir. Geçmiş ve gelecekteki endişelerimiz ve korkularımız daha da fazla stres olmamıza neden olur. Stres sebebi her ne ise sadece sebebe odaklanmamak, an’da yaşadığımız saf duyguya odaklanmak bizim stresi yaşamamızı kolaylaştırır, stresli anın içinden akmamızı ve zarar görmeden (veya cok daha az zarar görerek) geçmemizi sağlar.

Geçmişten veya gelecekten, aklımız her nerede ise, içinde bulunduğumuz ana geri gelerek aklımızı ve kalbimizi ikna etmemiz gerekiyor. Rahatlamış ve odaklanmış bir ruh halimiz olmalı.

Amerika’da yapılan bir araştırmada 30.000 insanın 8 yıl boyunca rapor ettikleri stres durumlarına bakılmış. Onlara, stresin kendilerine zarar verip vermediğine inandıkları sorulmuş. Sonra da bu 8 yılın sonunda kişilerin sağlık durumlarına bakılmış. Çıkan sonuç çok ilginç; yoğun stres rapor eden insanlar, %43 daha fazla sağlık sorunları çekiyor ve ölmeye çok daha meyilli. Ama asıl ilginç olan, bu oran sadece araştırmaya katılan insanlardan, stresin sağlığa zararlı olduğuna inananları için geçerli. Araştırmada, yoğun stres rapor eden fakat sağlıklarına zarar vermeyeceğini düşünen insanlar, ölüm ve sağlik problemleri riskini daha az taşıyanlar.


Kısacası, stresin size zarar vermemesini istiyorsanız buna stres hakkındaki yargılarınızı değiştirerek başlayabilirsiniz. Stres hakkındaki düşüncelerinizi değiştirirseniz, stresin vücudunuzdaki etkilerini de otomatik olarak değiştirirebilirsiniz. Yani stresle başa çıkmanın en iyi yolu olarak öncelikle onun başa çıkılması gereken bir düşman olmadığına inanmamız gerekiyor.

Elbette strese maruz kalacağız. Stres, yaşadığımız hayatlarımızın bir parçası ve stresle beraber yaşamayı kabullenmemiz gerekiyor. Strese bakış açımızı değiştirerek, stresin bize olan etkisini de değistirebiliriz. Aynı şey bizde strese neden olan herşeye karşı olan bakış açımız için de geçerli. Bu bir insan veya olay ise, o insana veya o olaya karşı bakış açımızı değiştirebiliriz. Sonuçta bundan olumlu olarak yararlanacak olan biziz. Şu soruyu da sorabilirsiniz kendinize: Strese neden olan kişiye karşı siz nasıl davranıyorsanız, bu davranışınız sizi daha fazla strese sokacak mı sokmaycak mı? Davranışınız sizi daha fazla stres olmanıza neden olacaksa, bu davranışı sergilemeyin.

Herkesin tatile cıktığı bugünlerde, stresin size uğramadığı, uğrasa da anda kalabildiğiniz ve duygularınızı kucaklayabildiğiniz güneşli günler dilerim…

Yeni yöneticilere tavsiyeler

Yeni Yöneticilerin İşini Kolaylaştıracak Öneriler

İnsanlar yöneticilerini bırakır, şirketlerini değil. Yönetici olmak gibi bir kariyer hedefiniz varsa yolunuz açık olsun.

Nasıl bir yönetici veya lider olmak istersiniz?

Bunun seçimi sizin elinizde. Bu seçiminize rehberlik edebilmek için bazı önerilerim olacak. Bu önerilerim, bilhassa ilk yönetici olduğum zaman yaptığım hatalardan öğrendiğim deneyimleri, ve kendi yöneticilerimi gözlemlerken öğrendiklerimi yansıtıyor.

Buyrun; yeni yöneticilere ve yönetici olmak isteyenlere kendi liderlik ve yöneticilik deneyimlerini oluşturmak için bir yol haritası, bazı ipuçları.

Delege edin.

Uzmanken herşeyi siz kendiniz yapıyordunuz ve buna alıştınız. İşlerin çok olmasından dolayı geç saatlere kadar çalışmanız gerektiğini düşünüyorsanız bunu bir sinyal olarak değerlendirin ve şunu unutmayın; artık tabağınızda sizin tek başınıza yiyebileceğinizden çok daha fazla yiyecek var. Ziyafete ekibinizi de davet edin ve yiyeceğinizi paylaştırın yani işleri delege edin. Çalışma arkadaşlarınızın güçlü alanlarını tanıdıkça, onlara ne tarz işler delege edebileceğinizi bulacaksınız. Şunu unutmayın; ilk başta tabii sizden daha iyi yapamayacaklar, siz ilk sefer nasıldınız? Mesela analitik tarafı güçlü olan bir ekip arkadaşınıza bütçe işlerini verebilirsiniz, ekip içinde bütçe konusunu takip etmesini, sizi ve ekibi bilgilendirmesini isteyebilirsiniz. Ya da haftalık toplantınızın yönetimini ekip arkadaşlarınıza sırayla delege edebilirsiniz. İşleri delege ettiğinizde kazanacağınız zamanı nasıl değerlendireceksiniz? Biryanda da bunu düşünmeye başlayın.

Ekibinize fırsatlar tanıyın.

İnanın yetenekli çalışanlar bireysel gelişime, deneyerek öğrenmeye ve sorumluluk almaya sizin onlara sunacağınız maaş, prim, araç, özel sağlık sigortası, hediye çeki gibi parasal yanhaklardan çok daha fazla değer ve önem veriyorlar. Kendi sorumluluklarınızı delege etmenin çok güzel bir yan etkisi de ekibinizdeki çalışma arkadaşlarınıza yeni şeyler yapma, deneyerek, hata yaparak öğrenme ve gelişme fırsatı veriyor olmanız. Bundan daha etkin öğrenme olamaz, çünkü biliyorusunuz ki gerçek davranış değişikliği ve öğrenme konfor alanının dışında gerçekleşiyor.

Mesela sizin yapacağınız bir sunumu ekibinizden bir kişiye delege edip, beraber yapmayı teklif edebillirsiniz, bırakın sunumu o kişi hazırlasın ve sunsun, siz de yanında olun. Bu sadece bir örnek, eminim buna benzer bir çok fırsat hergün ekibinizi bekliyor.

Potansiyeli ve performansı yüksek çalışanlarınıza odaklanın.

Biliyorsunuz ki mevcut bir müşteriyi elde tutmak, yeni müşteri kazanmaktan çok daha kolay. Aynı mantık çalışanlar için de geçerli. Yetenekli bir çalışanınızı mutlu etmek, yeni ve yetenekli bir çalışan bulmaktan ve kazanmaktan çok çok daha kolay. Yetenekli çalışanlarınıza yatırım yaptığınıza emin olun, yukarıdaki 2 madde bunu yapmanıza yardımcı olacak. Bu kişilerin değerli olduklarını, takdir edildiklerini hissettirin ve doğru şekilde ödüllendirilmelerini sağlayın.

Hedef çıtasını yükseğe koyun ve ekibe güvenin.

Yetenekli insanlar büyük, anlamlı işler yapmak isterler. Ekibinize hedefleri verirken çıtayı yükseltin, ve hedefleri anlamlı kılın. Destek isterlerse hedefleri yapabilmeleri için her bir zorlu hedefi daha küçük aksiyonlara veya işlere bölün. Herzaman yanlarında olun ve onlara destek olun. Onlara güvenin, ne kadar büyük işler başaracaklarını göreceksiniz.

Davranışlarınızla örnek olun.

Ekipteki çalışma arkadaşlarınız sizin davranışlarınızı somutlaştırarak örnek alacaklar. Siz detaylarla uğraşır, ufak işlere takarsanız, bir süre sonra onların da sizin izinizden gideceğine emin olun. Babamın bir lafı var tam da buraya cuk oturuyor. “devenin ön ayağının bastığı yere arka ayakları da basarmış”. Bu tavsiyeyi hayata geçirmek için; davranışlarınızı ve yaklaşımınızı her hafta gözden geçireceğiniz bireysel zamanınız olsun. Bunu bir mentor veya koç ile çalışarak da yapabilirsiniz.

Kendinize şu soruları sorun: Bu hafta neleri iyi yaptım? hangi davranışlarımı takdir ediyorum? Neleri daha iyi yapabilirdim? Bir daha yapıyor olsaydınız değiştirmek istediğiniz davranış, yaklaşım hangisi olurdu? Nasıl?

İnanın bu içsel gözden geçirme uzun zamanınızı almayacak ve kendinize ayna tutmanıza yardımcı olacak. Bunu dışsal bir referans noktası yardımı ile, bir aynayla, bir koçla çalışarak yaparsanız çok daha etkin sonuçlar alabilirsiniz.

Ekibinizin başarısı sizin de başarınız. Tam tersi de geçerli.

Uzman olarak çalışırken, haftanıın son günü geriye bakıp kendi başınıza çıkardığınız işlerden gurur duymak iyi hissettiriyordu biliyorum. Artık bir ekibiniz var ve ekibinizin başardıklarınızdan sorumlusunuz. Bu çoğu kişi için zor bir zihinsel ve davranışsal değişimi gerektirir ve zordur. Bu işin eğlenceli ve güzel tarafı da vizyonunuzu ve yapabileceklerinizi çok daha fazla büyütebilirsiniz. Buradan alacağınız mutluluk çok daha büyük olacak.

Takdiri ekibize, bir suç varsa onu da kendinize yansıtın.

Çok sevdiğim bir yöneticim bana şunu söylerdi: “Burak, sorumluluk bende yetki sende”. Yani ben başarısız olunca sorumluluğu o alıyordu, ben başardığımda ben ve ekip olarak başarmış oluyorduk. Yöneticimi yanımda hissediyordum. Ben de doğru iş çıkarmak için çok dikkat ediyordum ve başarıyordum. Ekip olarak bir iş başarıldığında “biz”, başarısızlık olduğunda ise “ben” dilini kullanmayı deneyin, bütün hatayı siz üzerinize alın. Güçlü bir ekip ve güven ortamını sağlamanın çok etkili bir yolu bu. Ufacık bir takdirin neler yapabileceğine tanık olacaksınız.

Bu yazdığım 7 önemli deneyimi kendi iş hayatınızda da uygulamaya ne dersiniz?

Evet diyenlere şu şekilde başlamalarını öneririm: İlk 1 ay içinde önceliklendireceğiniz 3 tanesine odaklanın. Neden böyle söylüyorum hepsini yapmaya çalışmak yorucu olacak ve vazgeçmenize sebep olabilir. Küçük parçalara ayırıp yaparsanız başarıyı ve dolayısı ile sürekliliği daha kolay sağlayabilirsiniz. Sonuçlarını veya sorularınızı benimle paylaşabilirsiniz. Belki size istediğiniz yönetici, lider olmanız için yardımım dokunabilir.

Sevgiler, Burak Akalin

www.instagram.com/burakreis

Doğadan Alınacak Dersler

Yılan’ın düzen içindeki uykusu
Photo credit: @burakreis

Çocuklarla bu hafta doğal yaşam alanlarında hayvanları görmeye gittik. Resimdeki yılanla karşılaştığımda hem yatışındaki düzene hayret ettim hem de doğrusu kendimi korkmaktan alıkoyamadım.

Her ne kadar ürkütücü yaratıklar olsa da, biliyorum ilginc ve cok garip ama, yılanlardan öğrenilecek liderlik dersleri olduğunu biliyor muydunuz?

Neden böyle düşündüğümü açıklamaya çalışayım…

Continue reading “Doğadan Alınacak Dersler”

Zamanın Doldu

Değişime direnemeyen Berlin Utanç Duvarı

Berlin Utanç Duvarını gezerken zamana hiç birşeyin direnemediğini bir kez daha deneyimledik. Ne olursa olsun zaman herşeyi değiştiriyor, bu kaçınılmaz bir gerçek. Güzel de bir gerçek. Yıkılmaz denenen Berlin duvarı, bu insan yapımı duvar, zamanın getirdiği değişime direnememiş. Hayatın zaman karşısındaki akışı, değişimi onu da değiştirdi. Duvarı gezerken bu güçlü değişim faktörü “zaman” hakkında düşündüm hep….

Continue reading “Zamanın Doldu”

Yaşam Çarkı Çalışması

Bugünkü yazımda, koçluk yaparken kullandığım bir araçtan, hayat çarkından veya bir diğer ismi hayat çemberinden bahsedeceğim. Ancak bunu hepimizin sahip olduğu ve bizi durduran bir olgudan bahsederek anlatmak istiyorum. Korkularımız. Genellikle kaçtığımız, karşılaştığımızda ruhumuzun derinliklerine ittiğimiz, bilinçdışında var olan ve bizi yöneten bir olgu, korkularımız. Hani sebebini bilmesek te bazen işyerinde hiç sevmediğimiz beğenmediğimiz birileri olur, iş değiştiririz, yine başka bir beğenmediğimiz kişi veya konu çıkar karşımıza. Ne kadar kaçsak da, bugün yüzleşmediğimiz korkular yarın hiç beklemediğimiz zamanda ve yerde karşımıza çıkıverir. Hiç beklemeyiz çünkü bilinçdışındadır da ondan ve bizi yöneten bilinçdışımız olduğu zamanda da ne zaman ne yapacağını bilmemiz imkansızlaşır. Tabii bu kendimizi tanımadığımız, bilinçdışımızı anlamadığımız ve oralı olmadığımız zaman gerçekleşir.

Bugün kendimizi nasıl daha iyi tanırız? sorusuna cevabını, yaşam çarkını kullarak nasıl yaparızı anlatacağım…

Continue reading “Yaşam Çarkı Çalışması”

Kendini sabote edip, potansiyelini limitlemeyi bırak artık

Belki de ilk geribildirimi daha bebekken aldık; ayağımız takılıp yere düştüğümüzde annemizin babamızın gözlerine baktık, düşmeye karşı bir tepki vermeden hemen önce, çevremizdeki tepkinin ne olduğunu anlamak için baktık, duygularımızın doğru olup olmadığını anlamak için baktık. Gördüğümüz tepkiye göre de hareket ettik. Anne babamız acılı bir ifade ile baktıysa ağladık, rahat davrandılarsa da kendi kendimizi sakinleştirdik.

Eğer insan düşünmeyi yürümeden önce öğrenseydi, bir çok insan emeklemeye devam ederdi. Durdururdu kendisini düşünce yere, ayağa kalkıp yeniden yürümeye başlamalı mıyım? Aynı acıyı yeniden yaşamalı mıyım? Zorunda mıyım? İçerden gelecek olan ses “Hayır yapma” derdi ve belki de gerçekten yürümeye başlamamız uzun bir zaman alırdı.

Continue reading “Kendini sabote edip, potansiyelini limitlemeyi bırak artık”