Yeni Yöneticilerin İşini Kolaylaştıracak Öneriler

İnsanlar yöneticilerini bırakır, şirketlerini değil. Yönetici olmak gibi bir kariyer hedefiniz varsa yolunuz açık olsun.

Nasıl bir yönetici veya lider olmak istersiniz?

Bunun seçimi sizin elinizde. Bu seçiminize rehberlik edebilmek için bazı önerilerim olacak. Bu önerilerim, bilhassa ilk yönetici olduğum zaman yaptığım hatalardan öğrendiğim deneyimleri, ve kendi yöneticilerimi gözlemlerken öğrendiklerimi yansıtıyor.

Buyrun; yeni yöneticilere ve yönetici olmak isteyenlere kendi liderlik ve yöneticilik deneyimlerini oluşturmak için bir yol haritası, bazı ipuçları.

Delege edin.

Uzmanken herşeyi siz kendiniz yapıyordunuz ve buna alıştınız. İşlerin çok olmasından dolayı geç saatlere kadar çalışmanız gerektiğini düşünüyorsanız bunu bir sinyal olarak değerlendirin ve şunu unutmayın; artık tabağınızda sizin tek başınıza yiyebileceğinizden çok daha fazla yiyecek var. Ziyafete ekibinizi de davet edin ve yiyeceğinizi paylaştırın yani işleri delege edin. Çalışma arkadaşlarınızın güçlü alanlarını tanıdıkça, onlara ne tarz işler delege edebileceğinizi bulacaksınız. Şunu unutmayın; ilk başta tabii sizden daha iyi yapamayacaklar, siz ilk sefer nasıldınız? Mesela analitik tarafı güçlü olan bir ekip arkadaşınıza bütçe işlerini verebilirsiniz, ekip içinde bütçe konusunu takip etmesini, sizi ve ekibi bilgilendirmesini isteyebilirsiniz. Ya da haftalık toplantınızın yönetimini ekip arkadaşlarınıza sırayla delege edebilirsiniz. İşleri delege ettiğinizde kazanacağınız zamanı nasıl değerlendireceksiniz? Biryanda da bunu düşünmeye başlayın.

Ekibinize fırsatlar tanıyın.

İnanın yetenekli çalışanlar bireysel gelişime, deneyerek öğrenmeye ve sorumluluk almaya sizin onlara sunacağınız maaş, prim, araç, özel sağlık sigortası, hediye çeki gibi parasal yanhaklardan çok daha fazla değer ve önem veriyorlar. Kendi sorumluluklarınızı delege etmenin çok güzel bir yan etkisi de ekibinizdeki çalışma arkadaşlarınıza yeni şeyler yapma, deneyerek, hata yaparak öğrenme ve gelişme fırsatı veriyor olmanız. Bundan daha etkin öğrenme olamaz, çünkü biliyorusunuz ki gerçek davranış değişikliği ve öğrenme konfor alanının dışında gerçekleşiyor.

Mesela sizin yapacağınız bir sunumu ekibinizden bir kişiye delege edip, beraber yapmayı teklif edebillirsiniz, bırakın sunumu o kişi hazırlasın ve sunsun, siz de yanında olun. Bu sadece bir örnek, eminim buna benzer bir çok fırsat hergün ekibinizi bekliyor.

Potansiyeli ve performansı yüksek çalışanlarınıza odaklanın.

Biliyorsunuz ki mevcut bir müşteriyi elde tutmak, yeni müşteri kazanmaktan çok daha kolay. Aynı mantık çalışanlar için de geçerli. Yetenekli bir çalışanınızı mutlu etmek, yeni ve yetenekli bir çalışan bulmaktan ve kazanmaktan çok çok daha kolay. Yetenekli çalışanlarınıza yatırım yaptığınıza emin olun, yukarıdaki 2 madde bunu yapmanıza yardımcı olacak. Bu kişilerin değerli olduklarını, takdir edildiklerini hissettirin ve doğru şekilde ödüllendirilmelerini sağlayın.

Hedef çıtasını yükseğe koyun ve ekibe güvenin.

Yetenekli insanlar büyük, anlamlı işler yapmak isterler. Ekibinize hedefleri verirken çıtayı yükseltin, ve hedefleri anlamlı kılın. Destek isterlerse hedefleri yapabilmeleri için her bir zorlu hedefi daha küçük aksiyonlara veya işlere bölün. Herzaman yanlarında olun ve onlara destek olun. Onlara güvenin, ne kadar büyük işler başaracaklarını göreceksiniz.

Davranışlarınızla örnek olun.

Ekipteki çalışma arkadaşlarınız sizin davranışlarınızı somutlaştırarak örnek alacaklar. Siz detaylarla uğraşır, ufak işlere takarsanız, bir süre sonra onların da sizin izinizden gideceğine emin olun. Babamın bir lafı var tam da buraya cuk oturuyor. “devenin ön ayağının bastığı yere arka ayakları da basarmış”. Bu tavsiyeyi hayata geçirmek için; davranışlarınızı ve yaklaşımınızı her hafta gözden geçireceğiniz bireysel zamanınız olsun. Bunu bir mentor veya koç ile çalışarak da yapabilirsiniz.

Kendinize şu soruları sorun: Bu hafta neleri iyi yaptım? hangi davranışlarımı takdir ediyorum? Neleri daha iyi yapabilirdim? Bir daha yapıyor olsaydınız değiştirmek istediğiniz davranış, yaklaşım hangisi olurdu? Nasıl?

İnanın bu içsel gözden geçirme uzun zamanınızı almayacak ve kendinize ayna tutmanıza yardımcı olacak. Bunu dışsal bir referans noktası yardımı ile, bir aynayla, bir koçla çalışarak yaparsanız çok daha etkin sonuçlar alabilirsiniz.

Ekibinizin başarısı sizin de başarınız. Tam tersi de geçerli.

Uzman olarak çalışırken, haftanıın son günü geriye bakıp kendi başınıza çıkardığınız işlerden gurur duymak iyi hissettiriyordu biliyorum. Artık bir ekibiniz var ve ekibinizin başardıklarınızdan sorumlusunuz. Bu çoğu kişi için zor bir zihinsel ve davranışsal değişimi gerektirir ve zordur. Bu işin eğlenceli ve güzel tarafı da vizyonunuzu ve yapabileceklerinizi çok daha fazla büyütebilirsiniz. Buradan alacağınız mutluluk çok daha büyük olacak.

Takdiri ekibize, bir suç varsa onu da kendinize yansıtın.

Çok sevdiğim bir yöneticim bana şunu söylerdi: “Burak, sorumluluk bende yetki sende”. Yani ben başarısız olunca sorumluluğu o alıyordu, ben başardığımda ben ve ekip olarak başarmış oluyorduk. Yöneticimi yanımda hissediyordum. Ben de doğru iş çıkarmak için çok dikkat ediyordum ve başarıyordum. Ekip olarak bir iş başarıldığında “biz”, başarısızlık olduğunda ise “ben” dilini kullanmayı deneyin, bütün hatayı siz üzerinize alın. Güçlü bir ekip ve güven ortamını sağlamanın çok etkili bir yolu bu. Ufacık bir takdirin neler yapabileceğine tanık olacaksınız.

Bu yazdığım 7 önemli deneyimi kendi iş hayatınızda da uygulamaya ne dersiniz?

Evet diyenlere şu şekilde başlamalarını öneririm: İlk 1 ay içinde önceliklendireceğiniz 3 tanesine odaklanın. Neden böyle söylüyorum hepsini yapmaya çalışmak yorucu olacak ve vazgeçmenize sebep olabilir. Küçük parçalara ayırıp yaparsanız başarıyı ve dolayısı ile sürekliliği daha kolay sağlayabilirsiniz. Sonuçlarını veya sorularınızı benimle paylaşabilirsiniz. Belki size istediğiniz yönetici, lider olmanız için yardımım dokunabilir.

Sevgiler, Burak Akalin

www.instagram.com/burakreis

Terfimi aldım, sıra koçluk almakta

Bir süredir yazı yazmamıştım, zaman çok hızlı akıyor. Bu seferki yazım hepimizin o ya da bu şekilde peşinde koştuğumuz bir konu: “bir terfi” hatta “yönetici, müdür, lider” olmak üzerine. Daha fazla sorumluluk almak, bir ekip ile beraber performans göstermekten sorumlu olmak, farklı ve yeni beceriler istiyor. Bu tıpkı Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” eserinde bahsettiği “Maceraya Cagri” da oldugu gibi, yani sonunda dönüşümün kaçınılmaz olduğu bir yolculuk. Bu yazım, bu yeni maceraya çıkarken nasıl “akıl yürütmemiz” gerektiği ile alakalı.

Biliyorsunuz terfi edip yönetici olduğunuzda sadece ücret bandınız, yanhaklarınız, pozisyonunuzun ismi ve statünüz değişmiyor. Hayatınızda bir çok şey değişiyor. Evet çok çalıştınız çabaladınız ve haklı olarak bu yeni ve zorlu göreve geldiniz. Bu terfiyi hak ettiniz. Bunun anlamı “İşler artık eskisi gibi olmayacak, değişecek” Sizin kendinizden beklentiniz (eğer kendinizin farkındaysanız!), yöneticilerinizin, ekibinizdeki arkadaşlarınızın, sizden iş bekleyen tüm paydaşlarınızın sizden beklentisi birdenbire değişecek. Evet 1.günden itibaren içine gireceğiniz, arasından geçeceğiniz bu değişim sizi zorlayacak. Hele ki, bireysel olarak çalışan olduğunuz bir rolden, bir veya daha fazla kişiyi yöneteceğiniz bir role geçtiğiniz bir durumda bu değişim daha da karmaşık bir hal alacak. Peki ne olacak şimdi?

Okumaya devam et

Kariyeriniz için bir planınız var mı, yoksa rüzgar nereye eserse oraya mı?

Kariyeriniz, emek verdiğiniz, hatalarınız ve öğrenimlerinizle dolu size ait olan bir deneyimler zinciri. Bazı kişiler  için kariyerleri çok önemli olabilir, bazıları için de geri planda kalabilir. Kariyerinize yön vermek için yeni fırsatlara bakmak, onu yeni deneyimlerle, öğrenimlerle şekillendirmek bilinçli olarak yapıldığında sizi hedefinize ulaştırabilir. Ancak  bir headhunter’ın günün birinde sizi araması ve sizin de arayışınız olsa da olmasa da bu görüşmeye gitmeniz gibi bir yolda ilerliyorsanız, kariyerinizin direksiyonunda siz yoksunuz gibi geliyor bana, işinizi biraz da şansa bırakıyorsunuz sanki.

Okumaya devam et

Hayallerimiz ve Sabatörlerimiz

coaching.jpg

Koçluk yapmaya başladığımdan beri bazen insanlar bana, anlamak için koçluğun ne olduğunu soruyorlar. Fark ettim ki, aslında basit olan bu soruya bazen çok uzun cevap verebiliyorum. Ben de bunu kendime sordum; “Ben koç olarak ne yapıyorum?”

“Ben koç olarak ne yapıyorum” sorusunu cevaplarken, koçluğun tanımını da yapmış olacağım diye düşündüm ve yazdım, evet bu yazı bu şekilde ortaya çıktı.

Bana göre 3 önemli kavram var;

Birincisi, Hayaller. İkincisi bu hayallerle, kişilerin arasında duran engeller, sabatörler. Üçüncüsü ise harekete geçmek.

Ben, kendilerini mesleki alanda ve yanısıra kişilik olarak da geliştirmek isteyen insanlar için yönetim danışmanlığı ve yaşam koçluğu yapıyorum.

Bireylerle veya takımlarla, hayalleri doğrultusunda belirli hedeflere, daha çok başarıya ve daha iyi yaşam kalitesine nasıl ulaşabilecekleri yönünde çalışıyorum, gittikleri yolda ilerlemelerine yardım ediyorum.

Yani onların hayallerini bulmaları ve bu doğrultuda hedeflerine ulaşmaları yolunda destekliyorum.

Bu kolay bir yol değil. Kendi kendini engelleme yani sabote etme, her bireyde olabilen ve yaygın bir alışkanlık. Koçluk yaparken aslında insanların amaçlarına ulaşmaları yolunda kendilerini nasıl engellediklerini – sabote ettiklerini de görüyorum. Bu yolculuğu zorlu kılan da bu sabatörler, insanı hedefe doğru harekete geçmesini engelliyorlar.

selfsabotage

Bir yerde bir hedef varsa, o hedefe ulaşmaktan sizi alıkoyan ve engel olan sabatörler de o hedefle sizin aranızda cirit atıyor olabilir, bunu açık seçik görebiliyorum bu işi yaparken.

Koç olarak, çalıştığım kişilerin sabatörlerini yani kafalarının içinde yer alan bariyerleri tanımalarına, etkisiz hale getirmelerine ve hedeflerine doğru harekete geçmelerine destek oluyorum.

Sabatörlerinizi tanıyıp, engelleri aşmak, hayallerinize giden yolda yürümek ve koşmak sizin elinizde olan birşey. Ben sadece o yolu aydınlatıyorum.

Özetle; insanların hayalleri doğrultusunda, sabatörlerinin sesine takılmadan harekete geçmelerini, potansiyelleri ile buluşup, karşılarına çıkan engelleri aşmalarını ve hedeflerine ulaşmalarını sağlıyorum.

Eğer, yaşamınız veya kariyeriniz ile ilgili belirli hedeflere veya daha çok başarıya ulaşmak istiyorsanız, ben size bu konuda destek olmaya hazırım.

burakakalin@icloud.com / skype: bacoaching

Sevgiler,

Burak

Kariyeriniz derinliklerinde gizli kalmis yetenekler, beceriler olabilir

Career.jpg

Yeteneklerimizin ne kadar farkindayiz? Yetenek, yetkinlik, beceri bircok kavram var konusulan yazilan, okudugumuz, bize soylenenler. Peki biz kendimizi ne kadar taniyoruz? Kariyer hikayemizi ne kadar onemsiyoruz. Sadece bir CV ile veya ruzgarin bizi nereye goturdugune, savurduguna gore mi, yoksa planladigimiz bir kariyer yolculugunun detaylarinda bilincli tercihlerimizle mi sekilleniyor kariyerimiz? Okumaya devam et

Ben bu ekibin bir parçası olmak istiyor muyum?

 

Bugünkü yazımda çalışanları iş yerlerindeki başarılarını etkileyen ancak görünmeyen güçlerden bahsedeceğim 🙂 hayaletlerden değil tabiki, merak etmeyin! Öyle birşeyki bu, işinizde son derece mutlu, üretken, bağlı hissettirebilir sizi. Sizi rahatsız eden onca olay, konu, kişi sizi etkilemeyebilir.

Okumaya devam et

Fırlatma öncesi tüm sistemler hazır mı?

image

Herşeye sistemsel bakmak bazen o sistemlerin, süreçlerin içinde boğulmamıza neden oluyor. Meta bakış açımız köreldiğinde, bir adım ilerisini görememe tehlikesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Sistemler yaratılmak ve değişmek için detayla ihtiyaç var katılıyorum ancak herbir sistemin dokunduğu diğerlerini görmek ve sistemler ağına holistik bakmak değişimden ziyade dönüşüm yaşayabilmek için çok önemli ve kritik. Tırtılın bir adım öteye geçip metamorfoz geçirmesi gibi, kurum ve şirketlerin de dönüşmesi için içinde olunan sistemler bütününe meta bakış yapmaları şart. Heleki atılım yapmayı bekleyen, fırlatma rampasında olan bir uzay mekiği iseniz tüm sistemlerinizin birbiri ile uyumlu işleyip işlemediğine emin olmalısınız; bu hedefe ulaşmak ve sürdürülebilir bir başarı için şart!

Bugün İK Sistemlerinin en gözdesi, herkesin ilk göz ağrısı, tüm çalışanların dilinden düşmeyen, neredeyse her gün, her saat iyi kötü hatırlanan (daha da uzatırdım ama sıkıntı vermek istemem) nam-ı meşhur terfi sisteminden bahsedeceğim.

Okumaya devam et

Terfi etmenin Hızlı & Öfkeli hali

fastandfuriousHemen hemen her şirkette yazılı olmasa da bir terfi sistemi, ödül yönetemi sistemi var. Kimi şirketlerde bu çok detayli bir şekilde yazili, kimilerinde patron gözlemlerine dayalı. Kimisi çok ciddi uyguluyor terfi sürecini, kimisi de yazili da olsa çok umursamıyor, “doğru bildigi kişiyi” gel sen bu işi yaparsın edersin bakış açısı ile yeni rolüne hazırlıyor. Çalışanlar da bir an önce, hızlı bir şekilde terfi etmek istiyor: “hızlı ve öfkeli” filmini andırıyor bana. Okumaya devam et

Sorduğum en seksi soru

Blog takipçilerim, arkadaşlarım bana özellikle bir iş görüşmesinde sorulabilecek en güzel soru hangisi diye sık sık soruyorlar. Ben de, danışanlarıma, bugüne kadarki tecrübelerime dayanarak ve özellikle masanın her iki tarafına odaklanarak düşündüğümde, sormaktan en çok keyif aldığım yani en seksi sorumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugünkü blog yazım soru cevap şeklinde olmayacak bu arada. “Yok şu sorular sorulur, cevabı da böyle verilir” şeklinde her yerde yazılıyor çiziliyor zaten. Özgün, farklı olmak bence her işte çok değerli, soru sorarken de.

Sorulan soru eğer cevap vermeden önce sizi düşündürüyorsa, şöyle bir sallıyorsa o soru hakikatlidir, harbi sorudur, açıkçası ben bu sorular ile ilgileniyorum. 2 tane sorsan tüm görüşme biter ve yeter de zaten. Tabiki sadece soruyu sor, sonra cevabı al otur değil olay, neyse yazının tamamını okursanız anlayacaksınız ne demek istediğimi. Okumaya devam et

Denemek ve hata yapmak konusunda ne derece başarılısınız?

Havuç-Sopa yaklaşımının çöküşü milenyum nesli ile hızlandı. İşe girerken adaylar artık, “kendi kararlarımı ne derece verebileceğim”, “nekadar serbest olabileceğim” gibi sorular sorarak kurum kültürünü test ediyorlar. Bu özellikler beraberinde hata yapmayı getirdiği için şirketler hala buna sıcak bakmıyor. Çünkü hata eşittir kaybedilen zaman ve kazanç.
Malesef hala performansı ölçmede en önemli faktör, hata yapmamak, yani verilen performans hedeflerini harfiyen uygulamak, zamanında yapmak, bitirmek. Hata yaparsak ne olur, zamanında ve istendiği şekilde bitmez hedefler, ozaman hataya yer yok mesajı veriyor bu sistem çalışanlara. Bu sistem artık işlemiyor çünkü hatasız olmak zorunluluğu çalışanların performansını da limitliyor sonra da yok efendim hadi atılım yapalım, rakiplerimizi aşalım geçelim. Bekle geçersin! Okumaya devam et