Skip to content

Ben bu ekibin bir parçası olmak istiyor muyum?

2 December 2016

akalinburak

 

Bugünkü yazımda çalışanları iş yerlerindeki başarılarını etkileyen ancak görünmeyen güçlerden bahsedeceğim 🙂 hayaletlerden değil tabiki, merak etmeyin! Öyle birşeyki bu, işinizde son derece mutlu, üretken, bağlı hissettirebilir sizi. Sizi rahatsız eden onca olay, konu, kişi sizi etkilemeyebilir.


Sosyal bulaşma da deniyor buna. Genelde çalışanların, üst düzey, orta kademe ne olursanız olun insanların gözünden kaçan ve yakalaması kolay olmayan ama bulaştımı da sizi bir virüs gibi etkileyebilen birşey bu.  Bu durumda bu şirket için çok tehlikeli de olabilir, çok pozitif de. Tıpkı “esnemek” gibi bulaşıcı bir duygu-durum.

Bir işe girdiğinizde, yeni bir ekibe geldiğinizde, insanlardan oluşan bir topluluk bir iş, proje yapmak için bir araya geldiğinde sosyal ağlarda virüsünü(iyi veya kötü) oluşturmaya başlamış demektir. Kısaca her takım, ekip, mekan bu virüslerin üremesi ve yayılması için uygun ortamlardır. Yayılma için kullandığı ortam aslında tam olarak “Şirket Kültürü – sosyal network kültürü” ortamıdır. Mesela siz bir işe girdiğinizde ya da ekip değiştirdiğinizde aslında sadece o işi ve ekibi sahiplenmezsiniz, aynı zamanda hazır yapılmış bir sosyal kültürü de evlat edinirsiniz, ve o da sizin hayatınızın yaşayan bir parçası haline gelir, hem de hızlı bir biçimde. İşiniz, ortamınız, arkadaşlarınız, zamanınızın büyük çoğunu geçirdiğiniz parçanız olur. İşte bulaşıcı virüs de burada etkini gösterir. İçine girince adapte olmaya çalışmak ilk yapılan şeydir veya beğenmediğinizin farkına varıp ortamın özelliklerini değiştirmek de uzun sürecek ve çok zorlu bir değişim seçeneğidir. Neyin içine girdiğinizi pek anlayamasanız da, virüsün bazı davranış motiflerini önceden kestirmek mümkündür. Tıpkı birisi ile evlenmek gibi, beraber olacağınız kişiyi seçerken de arka planda çalışan mekanizma burada da geçerli olsa keşke.

Düşünün bir kere, bir işe girdiniz ve beraber çalışacağınız insanların çoğu olumsuz, negatif, gelecekten ümitsiz, hedefsiz bir şekilde çalışıyorlar. Veya tam tersi bir durum söz konusu yani çalışanlar mutlu, yüzleri gülüyor, başarılılar, kendilerine güveniyorlar, birbirlerine saygılılar, beraber çözemeyecekleri engel, aşamayacakları hedef olmadığına gönülden inanıyorlar, birbirlerine destek oluyorlar, takım oluyorlar. Karşılarına engel veya olumsuz davranan birisi çıktığında bunu kişiselleştirmiyorlar.

 

Sorulacak bir soru belki de şu olabilir, “ben bu ekibin, işin bir parçası olmak istiyor muyum?” Evlenmeden önce, evlendirme memurunun sorusu gibi, “bu kişiyi eş olarak kabul ediyor musun?” Bu soruyu işe girmeden şirket ve çalışacağınız kişiler ile ilgili önceden bilgi toplayarak soruyorsanız kendinize, o zaman yaptığınız tercih bilinçli demektir, en azından bilgi kaynaklarınızın nezdinde. Acaba kaç kişi bunu bu şekilde yapıyordur? Aslında o şirketteki geleceğiniz, mutluluğunuz, başarınız bu bakış açısına bağlı bir şekilde. Çünkü tecrübe, deneyim, uzmanlık bir yere kadar, o yerden sonra iş yerindeki sosyal network özellikleri, virüsleri, olumlu olumsuz sizinle beraber oluyor. Yakın çalışmak zorunda kaldığınız kişi eğer şirket, pozisyonu, yönetim, çevresi, ortam ile ilgili sürekli şikayet eder bir tavırda ise, bu ister istemez (psikolojik olarak ispatlanmıştır) size de sirayet edecektir. Olumsuz şikayet ortamı, eninde sonunda sizi de rahatsız edecektir ve davranışlarınızı, performansınızı etkileyecektir. Mesela yakın çevrenizdeki arkadaşlarınızın çoğu obeziteye sahip ise sizin de obez olma riskiniz çok yüksek oluyor. İşyerinde dedikodu ortamı aslında kötü olmayabilir ancak dedikodu ile paylaşılan bilgi, tecrübe, deneyim olumlu ve geliştirici ise tabii. Bunun tam tersi genelde doğru kabul edilir, dedikoduda paylaşılan şeyler genelde eksiklikler, yanlış yapılan işler, gizli kalması gereken bilgilerdir. Siz hiç dedikodu da diğer departmanın ne kadar çok başarılı olduğunu paylaştınız mı hiç? “Ahmet yemekte sana birşey anlatacağım, Duygu’nun departmanı geçen hafta çok başarılı bir projeyi bitirmiş, sonuçta şirket gelirlerine %10 katkı sağlamışlar, CEO’dan özel teşekkür almış, ne kadar çok sevindim bilemezsin” bu şekilde bir dialog eminim vardır ama ne kadar azdır! Evet aslında paylaşılan herşey bulaşıcı günümüze, duygular, ruh halimiz, başarılarımız herşey. Dolayısı ile bir kişi sadece kendi kendini değil, paylaşım içinde bulunduğu, etki alanında olan herkese bulaştırabiliyor virüsünü: bu ya pozitif ya da negatif bir etki yaratıyor. Dolayısı ile şirket liderleri ve insan kaynakları bu gözle görülmeyen, elle tutulmayan kişiden kişiye bulaşabilen duyguları fark edip, olumsuzlarını olumlandırmaya, olumlu olanları da daha fazla paylaşmaya odaklanmalılar. Düşünün bir kere “şikayet kültürünün” çok olduğu bir şirkette bu kültürü yok etmek yerine bu enerjiyi “talep etme, isteme” kültürüne dönüştürdüğünüz zaman hayat ne kadar da kolaylaşır. Yani, size sürekli şikayet geleceğine, sizin etki alanınızdaki konular ile ilgili istek gelse, nasıl tepki verirdiniz? – çözüme yönelik düşünerek değil mi? Şikayet geldiğinde ne tepki verilir – genelde savunma ve şikayeti püskürtme.

Genelde paylaşılan olumsuzluklardır ve bu anlamda dedikodusu yapılan şeyin için de aslında görünmeyen şeyler de vardır – bunlar sadece bilgi, hikaye anlatımı değil, aynı zamanda olumsuz, şikayetler ile yapışmış negatif duygular, toksiklerdir ve virüs şeklinde yayılmayı, uygun ortamı bulmayı ve herkesi etkisine almayı beklerler.

Dolayısı ile işe girerken, “ben bu ekibin, bu işin bir parçası olmak ister miyim?” sorusu ve cevabı gerçekten önemli oluyor. İyi bir ekibin, şirketin, mutlu bir tablonun parçası olmak herkesin hedefi eminim. Bu arada yazı boyunca bahsettiğim faktörlerin içinde para ve maddiyat hiç yok dikkat ederseniz çünkü onlar görünür ve ortalıkta olanlar, asıl görünmeyenler – virüsler gibi – bizi derinlemesine etkileyip, motivasyonumuzu ve performansımızı şekillendirirebilenlerdir.

İşverenler için de, şirkete nasıl yetenek (talent) çekilecek sorusunu sormadan önce, bizim şirketimizde insanlar mutlu mu? kendiliğinden motive mi? üretken mi? ödüllendirdiğimiz değerleri şirketimizde ne kadar yaşatıyoruz, biz ne kadar yaşıyoruz? soruları akla geliyor.

Herkese, pozitif, olumlu duyguların bulaştığı sosyal ortamlar diliyorum.

Sevgiler.

www.burakakalin.co.uk


Resim-1 : http://www.nytimes.com/2009/09/13/magazine/13contagion-t.html
Resim-2 : http://theantisocialmedia.com/tag/social-networks/
No comments yet

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

%d bloggers like this: