Uzak durma donarsın, yakın olma yanarsın!

uzakdurmadonarsınyakınolmayanarsın2Bu yazımın başlığı aslında şaka ile karışık bir söylem. Yakından tanıdığım eski bir yöneticinin şaka ile karışık yönetim felsefesi de diyebilirim. Çalışanlar ile yöneticileri arasındaki ilişkinin temelleri üzerine yazacağım bugün, yöneticilerin çalışanlarının kişiliğini anlamaları ve buna göre davranmaları üzerine.

Bugünkü metafor “Güneş”. Yaklaşınca yanabilirsin, uzaklaşınca da donabilirsin. Mesafeni çok iyi kollaman gerekiyor. Şaka bir yana, çalışanlar ve performansları üzerine yapılan araştırmalara göre, yöneticilerin çalışanların kişiliklerini tanımaları ve bilmeleri, ve buna göre çalışanlarına yaklaşmaları, onların performanslarını olumlu anlamda yükseltmekte. Sadece performans değil, bağlılık, motivasyon gibi kavramlar da bu ilişkiden olumlu olarak etkileniyor. Continue reading

Çayda dem, “iş yerinde” kıdem!

çaydademişyerindekıdem

Bir rivayete göre kıdem tazminatında yeni sistem şekillenmiş. İstifa edenin de kıdem tazminatı olacakmış. Şimdi işin rengi değişmeye başlayabilir. Kıdem tazminatının bu şekilde serbestleşmesi bonservis metaforunu aklıma getiriyor. Bu karar ile, çalışanların bonservislerini yani “bağlılıklarının kontrolünü” kendi ellerine almaları gibi bir durum olacak.


“Kıdem tazminatımı yakmak istemiyorum”
gibi bir düşünce kalmayacak artık, isteyen çalışan hayal ettiği her neyse, istediği zaman istifa edip kıdem tazminatını alarak şirketinden ayrılabilecek gibi bir tablo var duvarda asılı. Bu tabloyu nasıl okuyacağımız hem çalışanlar, hem de şirketler tarafından odaklanılması gereken bir konu. Ben daha çok bunun şirket çalışan arasındaki bağı, ilişkiyi, alanı nereye evrimleştireceğine odaklanıyorum. Bana göre bundan sonra birbirinden tam zıt yönlerde 3 farklı olası yol var. Continue reading

Fırlatma öncesi tüm sistemler hazır mı?

image

Herşeye sistemsel bakmak bazen o sistemlerin, süreçlerin içinde boğulmamıza neden oluyor. Meta bakış açımız köreldiğinde, bir adım ilerisini görememe tehlikesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Sistemler yaratılmak ve değişmek için detayla ihtiyaç var katılıyorum ancak herbir sistemin dokunduğu diğerlerini görmek ve sistemler ağına holistik bakmak değişimden ziyade dönüşüm yaşayabilmek için çok önemli ve kritik. Tırtılın bir adım öteye geçip metamorfoz geçirmesi gibi, kurum ve şirketlerin de dönüşmesi için içinde olunan sistemler bütününe meta bakış yapmaları şart. Heleki atılım yapmayı bekleyen, fırlatma rampasında olan bir uzay mekiği iseniz tüm sistemlerinizin birbiri ile uyumlu işleyip işlemediğine emin olmalısınız; bu hedefe ulaşmak ve sürdürülebilir bir başarı için şart!

Bugün İK Sistemlerinin en gözdesi, herkesin ilk göz ağrısı, tüm çalışanların dilinden düşmeyen, neredeyse her gün, her saat iyi kötü hatırlanan (daha da uzatırdım ama sıkıntı vermek istemem) nam-ı meşhur terfi sisteminden bahsedeceğim.

Continue reading

Hastalık mevsimi ve evden çalışmak

İlkbahar çok güzel, ancak şu kıştan ilkbahara geçiş yok mu, insanı hasta ediyor. Hava bir sıcak, bir soğuk, bir rüzgarlı. Ben de çarpıldım ve hastalandım maalesef, bu nedenle de bir süredir yazamadım. İlk aklıma gelen de bu konu oldu. Hastalık mevsiminin İK ile ne alakası var diyebilirsiniz, mevsim olarak yok tabii ama insan olarak var:)

Tabii burada konumuz çalışan insanlar ve onların çalıştığı şirketler. Hastalık (grip, nezle, vb) hem bir bahane hem doğal bir süreç. Biz hastalanmasak çocuklarımız sevdiklerimiz hastalanıyor ve dolayısı ile endişeleniyoruz, onların yanında olmak istiyoruz. Gönül ister ki hiç hastalanmasın kimse.

Çeşitlilik (diversity), günümüzde şirketlerin önem verdiği ve önceliklendirdiği bir konu. Hastalıkla ne alakası var çeşitliliğin? Nasıl olmaz, var tabii! Continue reading