Korkusuzca yaşamak için 12 güçlü soru

Korkmak düşmanımız değil.⁠
Asıl düşmanımız korkularımızın geçeceğini zannedip beklemede kalmak.

@burakakalincoaching

Korkuyu yenmek veya yok olması için uzun uzun beklemek size tanıdık geliyor mu?⁠ Hepimizin korkuları var. Korkunun kendiliğinden yok olacağını düşünüp, hareket etmeden beklemek daha fazla sıkışıp kalmamıza, hareketsizliğe neden oluyor, bu kesin. Korktuğunuz şey her ne olursa olsun, harekete geçmek için sihirli bir değneğin gelip korkunuzu ortadan kaldıracağı günü beklemeyin. Biliyorum bekliyorsunuz.⁠

Korkular bu şekilde geçmiyor veya yok olmuyor. Peki nasıl olacak?⁠ Bunu kendi kendinize yapmanız lazım. Bu yazıyı yazma motivasyonum da nasıl olacağını sizlere anlatmak. Evet ben de korkuyorum, korktum ve bunu nasıl birşey olduğunu çok iyi biliyorum.

Korku yaşam enerjimizi tüketen, bizi gerçek potansiyelimizi yaşamaktan alıkoyan, rahatsız edici, olumsuz bir hissimiz. Korkunun da bir amacı var tabii, peki ne?

Korkunun amacı herhangi bir tehlikeli durumda, yaşamımızın tehdit altında olduğuna bizi inandırarak, bizi uyaran bir tetikleyici olmak. “Korkudan yerinden zıplamak” da tam da bu amaca uygun bir söz.

@burakakalincoaching

Benim bu tanımda odaklandığım yer, korkunun gerçek potansiyelimizi yaşamaktan bizi alıkoyması. Şunu bir düşünün birisi sizi özgür olarak yaşamaktan alıkoyarsa ona ne yaparsınız, ne dersiniz? İşte “korku” tam da bunu yapıyor… insanı özgür olarak yaşamaktan alıkoyuyor.

Korkusuz olmayı kim istemez ki. Ancak sabatörlerimiz, korkularımızdan besleniyor ve bizi engelliyor. Korkusuz olma potansiyeli her insanda var, sabatörler bu potansiyeli yaşamamıza engel oluyorlar. O halde hedef “korkusuz” olmak

@burakakalincoaching

Korku, bizi nasıl engelliyor, nasıl kendi kendimizi sabote etmemize neden oluyor ile ilgili yazdığım yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz.

Korkuyu basit olarak 2’ye ayırabiliriz. Birincisi rasyonel korku, yani korkuyor olmanın gerçekten bize fayda sağladığı korku. Mesela ormanda yürüyüş yaparken karşımıza bir yılan çıktığında, korkup yılandan uzaklaşıyor olmamız. Hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçiren bu korku türü, bariz olarak görülebilir ve rasyonel korkudur ve amacı gayet anlaşılabilirdir.

Bazı korkular vardır ki, yani ikinci tür korku, irrasyoneldir, gerçek değildir. Mesela topluluk önünde konuşmaktan korkmak, başarısızlıktan korkmak, zorlu bir kişi ile münakaşa etmekten korkmak, otoriteden korkmak, yardım istemekten korkmak. Biz bazen bunlara çekinmek deriz. “yardım istemekten çekindim de ondan yapamadım” Çekinmek eşittir korkmak burada, kendimizi kandırmayalım. Mazeret üretmek, korkuyorum diyememek, zorlayıcı bir konunun çevresinden dolanmak ki korktuğum şeyle karşılaşmıyor olayım, bütün bunlar korkunun bilinçdışından bizi yönetmesi sonucu oluşan davranışlar. Bizim davranışlarımız tabii başkasının değil.

Bunların hepsi irrasyonel yani gerçek olmayan, geçmişte yaşadığımız travmatik olaylar sonucu oluşmuş, doğru zannedip otomatiğe bağladığımız yanlış inanç sistemlerine bağlı korkularımızdır. Bazıları yılan korkusu kadar barizdir ancak genellikle sinsidirler, ortaya çıkarmak tanımak için bilinçaltını biraz kazmak derine inmek gerekir.

Görünür olsun ya da ustaca gizlensin, korkularımızın çoğu irrasyoneldir (gerçekdışı) ve bizler düzenli olarak onların etkisi altında yaşıyoruz. Korkularımızın müdavimiyiz de diyebiliriz.

@burakakalincoaching

Bir bebek olarak dünyaya geldiğimizde beraberimizde otomatik olarak 2 tane korku ile doğarız. Düşme korkusu ve yüksek seslere karşı korku. Yani bebekler karanlıktan, yılanlardan, uçmaktan, aptal görünmekten ve başarısızlıktan korkmazlar. Bebekler olabildiğince özgür olarak doğarlar.

@burakakalincoaching

Ancak, yaş aldıkça çevremize maruz kalıyoruz, çevremiz hakkında farkındalık yaratmaya başlıyoruz, her türlü bilgiyi alıyoruz, belli yaşam deneyimleri yaşamaya başlıyoruz, dünya hakkında belli önyargılar geliştirmeye başlıyoruz. Ve sonuç olarak biz korkularımızı geliştirmeye başlıyoruz.

Korkularımız egomuza dayanıyor, ve gerçek içsel doğamızla kopukluğa dayanıyor. Ne kadar kopuk olursak o kadar çok korkuyoruz ve günlük olarak deneyimlerimiz içinde daha fazla endişe duyuyoruz. Kendimizle ne kadar çok bağlıysak, korkularımız da o kadar fazla ve kolay çözülüyor. Açıkçası, korku ne kadar derin ve kökleşmiş ise onun üstesinden gelmek o kadar zor oluyor. Ne kadar zor olsa da bunu başarmak mümkün.

Daha önce de yazdığım gibi, korkularımızın çoğu zekice gizlendiği için, ortaya çıktıklarında ya farketmiyoruz ya da onları kabul etmiyoruz, görmezden geliyoruz ve yaşamlarımızı yönetmelerine izin veriyoruz. Bu kabul edilmeyen korkular karanlık tarafımızda yani gölgemizde saklanıyorlar ve çok fazla duygusal hasara neden oluyorlar. Verdikleri en büyük hasar; potansiyelimizi gölgeleyip özgür olarak, korkusuzca yaşamamıza engel olmaları.

Korkusuz olmak, özgürce yaşamak için asıl ve ilk yapmamız gereken şey korkularımızın farkında olmak, onları karanlıktan ışığa çıkarmak yani bilinçdışından bilinç seviyesine getirmek. İşte o zaman zannettiğimiz kadar korkunç olmadıklarını göreceğiz.

@burakakalincoaching

Korkularınız ile ilgili farkındalık çalışmasını kendi başınıza da yapabilirsiniz ya da bu işte uzman ve bilgili bir koç ile de çalışabilirsiniz. Bu konuda seve seve destek olmak isterim.

KORKULARI AÇIĞA ÇIKARMA UYGULAMASI

Size yardımcı olmak için, burada kendinize sorabileceğiniz 12 güçlü soruyu sizinle paylaşıyorum. Bu sorular ile çalışırken, dikkat etmeniz gereken noktalar var önce bunlara odaklanmanızı öneririm.

  • Korkusuz olmak kolay değil. Bu soruların korkularınızı tetikleyeceğini, derinlere inmenizi ve kendinizi rahatsız hissetmenizi sağlayacağını unutmayın.
  • Bütün mesele bu aslında, bu rahatsız edici hisleri yüzeye çıkarmak ve onlardan korkmamak. Onları karanlıkta ne kadar tutarsanız, o kadar korkutucu olurlar.
  • Ayrıca, çoğu zaman sinirli, sabırsız, endişeli, kızgın veya kıskanç hissettiğinizde, genellikle kökünde KORKU olduğunu unutmayın.
  • Korku, kendisini her türlü olumsuz duygu olarak ifade eder, bu yüzden bu duyguları kolayca reddetmeyin anlamaya çalışın.
  • Örneğin, trafikte kalmaktan nefret ettiğinizi ve gerçekten sabırsız ve sinirli hissetmenizi sağladığını varsayalım. Bunun bir çeşit korkuya dayandığını düşünmeyebiliriniz ancak daha derine inerseniz, sabırsızlık duygunuzun işe geç kalma ve işten atılma korkusundan geldiğini keşfedebilirsiniz. Sonra bu korkunun nereden geldiğini daha fazla keşfedebilirsiniz. Bu keşfi doğru soruları sorarak yapacaksınız. Soruları aşağıda göreceksiniz.

Korkusuz olmaya hazırsanız sorulara başlayalım…


  1. Ne yapmaktan kesinlikle nefret ediyorsunuz ve bu nasıl hissettiriyor? İçinizde daha derin bir korkuyu tetiklediği için mi nefret ediyorsunuz? Bu hangi korku?
  2. Kaygılı olmanıza sebep olan neler var? Endişenizi tetikleyen,veya sizi sinirli ve rahatsız yapan ne var?
  3. En büyük, en belirgin korkularınız nelerdir? Bu en belirgin korkunuz daha derinlerdeki hangi korkuya dayanıyor? Bu korkuyu yaratan çocukluk anınızı hatırlıyor musunuz?
  4. Hayatınızda gerçekten yapmak istediğiniz ancak korktuğunuz için gerçekleştiremediğiniz tutkunuz ya da bir hayaliniz var mı? Tutkunuz veya hayaliniz ne? Neden korktunuz?
  5. Bazı görevlerden, işlerden, insanlardan, yerlerden, içine girdiğiniz durumlardan, toplantılardan, görüşmelerden veya deneyimlerden korktuğunuz için kaçındığınız oldu mu? Bu neydi ve korkunuz neydi?
    Dayandığı daha derin bir korku var mı?
  6. Hangi tür konular hakkında konuşmaktan rahatsız oluyorsunuz? Neden? Bir korkuya mı dayanıyor?
  7. Halen çıkmaktan korktuğunuz mutsuz, sağlıksız ya da işlevsiz bir ilişki içinde misiniz? Neden? Sizi ne korkutuyor? (yalnız olma, başka birini bulamama, incinme, sevilmeme korkusu) Farkettiğiniz korkunuz ne olursa olsun, derine inip, daha büyük bir korkuya dayanıp dayanmadığını kontrol eder misiniz?
  8. Şu anda kaybetmekten korktuğunuz bir işte çalışıyor musunuz? Neden? Korkunuz ne? Bu hangi derin korkuya dayanıyor?
  9. Gerçeklerden korkuyor musunuz? Gerçeği duymaktan korkuyor musunuz? Neden?
  10. Otorite figürlerine karşı nasıl hissediyorsunuz? Korkmuş, gergin, utangaç, rahatsız, vb. Bu hangi derin korkunuza dayanıyor?
  11. Başkalarının hakkında ne düşündüğünden korkuyor musun? Bu konuda seni en çok korkutuyor?
  12. Belirsizlik ve “bilmemek” sizi korkutur mu? yoksa sizi rahatsız mı eder? Sizi korkutan nedir?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplara göre, en derin korkularınızı ortaya çıkarın ve onları tanıyın.

Korkusuz olmak için başka ne yapabilirsiniz?

  • Her bir korku için, gerçekçi olup olmadığını görmeye çalışın.
  • Korkunuz anlamlı mı? rasyonel mi? mantıklı mı? gerçek mi?
  • Yoksa korku sadece kafanızdaki çılgınca bir fikir mi?

Sevgiler @burakakalincoaching

Hayatımızın Haritası – Kahramanın Yolculuğu

Hepimiz iyi anlatılan bir hikayeyi dinlemeyi severiz. İnsan, çocukluğundan itibaren hikayeleri sever, dinlemek ister, anlatılmasını ister. İçlerinde barındırdıkları hikayeler ve kendimizle eşleştirdiğimiz kahramanları sayesinde, filmleri de seyrederken kendi dünyamızdan kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşırız. Carl Gustav Jung’a göre her insan ruhunda bir kahraman arketipi (bilinç altında yatan davranış şekilleri) barındırdığı için bizler hikaye dinlemeyi ve seyretmeyi çok severiz.

Continue reading “Hayatımızın Haritası – Kahramanın Yolculuğu”

Viyana’da dengelendik

Sonunda Londra’ya evimize geldik. Didim’in 37-40 derece sıcağından sonra önce Viyana’da 32 derecede biraz serinledik mi desem bilemedim ama Eylül ayı bize Londra’da 17 derece ile merhaba dedi.

Şu bir gerçek ki, Viyana’nın heykelleri, fıskiyeli çeşmeleri, sanat 🎭 galerileri, bahçeleri, sarayları, binaların ve sokakların şahane mimarisi, şehri bir uçtan bir uca saran tramvayları, 🐴 faytonları ile oldukça serinledik desem doğru olur. Darısı yeni yönetimle İstanbul’un başına diyorum. Umarım 🤞 İstanbul da hakettiği ve özlediği yeşilliğe 🍀, bahçelere ve mimariye kavuşacak.

Her yerde sanat 🎭 var evet. Yeterki biz görebilelim. Sağ beynimizi buna açalım.

Sanat aslında bütünsel bakış açımızı besleyen bir alan aynı zamanda, değil mi? 🧠Mantıksal, analitik ve “yapmak” odaklı sol beynimizin eseri human-doing olmakla, ❤️duygusal, sezgisel ve olmak odaklı sağ beynimizin eseri human-being “olmak” arasında dengede kalmak, daha doğrusu kalabilmek. Hayata dair herşeye dengeli bakabilmek, dengede olmak. Zaten başımız hep dengemiz bozulduğunda zora girmiyor mu? Duygularımız dengesizleşince, tepkilerimiz dengesizleşince, duygularımızı regüle edemediğimiz anlarda kontrolden çıkmıyor muyuz? Hayatımızın hakimiyetini kaybetmiyor muyuz? 


Anda kalamadığımız, gelecek ve geçmiş arasında koşturduğumuz zamanlar dengede olma halimizden uzaklaşıyoruz.
Olmakla yapmak arasında dengede kalma oyunu gibi hayat bence. 🙏🏻Teşekkürler Viyana, sayende sağ beynimizin güçlerini devreye sokabildik, sol beynimizi de sessisleştirebildik. Şimdilik dengedeyiz. Ya Siz?

Sevgiler | @burakakalincoaching

Herşey mindful olmakla başlıyor

Kendimizi tanımadan ve kendimizi yönetmeden diğerlerini yönetemeyiz.

Peter Drucker

Peter Drucker’ın bu sözü rehber niteliğinde, halbuki neredeyse bütün liderlik programları strateji, insan yönetimi, finansal yönetim gibi konularla başlıyor, kendini tanıma ile ilgili bir bölüm veya kendine ve diğerlerine koçluk yapabilmek çok ama çok önemli doğru bir lider için. Daha önceki yazılarımda da değindim, sakın “işimi çok iyi yaptığım için beni yönetici seçtiler, ben de artık bir liderim” gibi bir rehavete kapılmayın. Liderlik öyle insan yönetmekle, işini yönetmekle olmuyor, bunu siz de pek iyi biliyorsunuz.

İlk odaklanılması gereken konu kişinin kendisini tanıması ve kendisine liderlik etmesi. Konuya tersten başlayınca, yani strateji yapmaktan, bütçe yönetmekten, organizasyon yönetmekten başlayınca bu bir evi çatıdan başlayarak inşa etmeye çalışmaya benziyor. Değil mi?

Drucker’ın dediği gibi Liderlik aslında kişinin kendisini tanıması ile başlıyor.

Kişinin kendi zihninde başlıyor yani.

Liderlik, rehberlik etme işi, değil mi? Önce kendimize rehberlik edeceğiz ki, sonra diğer insanlara, fonksiyonlara, organizasyona liderlik edebilelim.

Bizim kendimizi tanımamız, içimizdeki rehberi görmemiz çok ama çok önemli. Bu da kendimiz üzerinde doğru bir rehberle, koç ile çalışmamız ile daha güvenle olabilecek birşey.

Kendimi tanıyorum, anlıyorum, kendime rehberlik ediyorum; diğerlerini anlıyorum, diğerlerine rehberlik ediyorum, organizasyonu anlıyorum tanıyorum, organizasyona rehberlik ediyorum.
Rehberlik = Liderlik
@burakakalincoaching

Kendi zihnimizin (akıl, zeka da denebilir) nasıl çalıştığını anladığımızda kendi kendimize etkili bir şekilde rehberlik edebiliriz.

Kendimizi etkin bir şekilde anlayarak ve rehberlik ederek, diğerlerini anlayabilir onlara rehberlik, liderlik edebiliriz.

Bunu bu şekilde organizasyon seviyesine kadar çıkartabilirsiniz.

Yapılan bir araştırmaya göre (Kitap: Mind of The Leader) etkili liderler şu 3 ortak temel özelliğe sahipler ki bunlar zeki olmak, saatlerce çalışmak, işi çok iyi bilmek, gibi özellikler değil.

Bunlar belki zaten olması gerekenler ama liderleri etkin ve vazgeçilmez yapan temel özellikler başka. Neler mi?

1) Mindfulness (anda kalabilme, odaklanabilme, düşünceli olabilme, kendisinin ve çevresinin farkında olabilme)

2) Selflessness (bencil olmama, diğerlerini düşünme)

3) Compassion (merhametli, şevkatli olma)

Herşeyin başı ‘anlamak’ ile başlıyor.

Kendini, kendi zihnini aklını tanımak ve anlamak. Bunun için Mindfulness ile başlamak gerekirse bu pratik isteyen bir uygulama.

Ne kadar çok pratik yaparsanız ruh halimiz mindful halinde olur.

Bu işin merkezinde dikkati odaklamayı öğrenmek var. Sakin, odaklı ve salim bir kafa ile ana odaklanmak var.

Dikkatimizi seçtiğimiz birşeye odaklıyoruz aslında. Bu bir email olabilir, bir resim, bu okuduğunuz instagram postu, birlikte olduğumuz kişi, bulunduğumuz toplantı, organizasyonunuzdaki bir kriz anı, işe alacağınız bir yönetici, yeni işiniz için yapacağınız bir mülakat, yapacağınız bir beyin-fırtınası, aranızda problem olan bir arkadaşınızla yapacağınız bir görüşme…

Kendimizi ‘anda’ olmaya, An’ı yaşamaya alıştırıyoruz.

Neyi tekrarlarsak, o kasımız gelişiyor, bunu unutmayalım. Mindfulness’ı pratik edersek emin olun gelişecektir ve öğreneceğiz.

Araştırmalara göre (ki bu araştırmalara internetten, ve yukarda bahsettiğim kitaptan ulaşabilirsiniz) Mindfulness pratiğinin insan üzerinde fiziksel, psikolojik ve iş performansı açısından pozitif etkileri var.

İş performansı kısmı önemli, ve hepimizi ilgilendiriyor değil mi? :):)

Daha güçlü bir bağışıklık sistemini, dengeli bir kan basıncı, daha güzel uykular ve daha az stres. Bunları kim istemez ki?

Mindfulness ile haşır neşir olduğumuzda beynimizin rasyonel düşünmemizi ve problem çözmemizi sağlayan hücrelerinin yoğunluğu artıyor.

Bu sayede ise daha iyi odaklanma, hafızanın güçlenmesi, daha hızlı reaksiyon süresi gibi pozitif sonuçlar ortaya çıkıyor.

Oh ne güzel. Tüm bunlar daha kaliteli bir yaşama işaret ediyor. Aslında herşey bunun için…daha kaliteli bir yaşam.

@burakakalincoaching

Sürekli ve düzenli yapmak şartı ile mindfulness pratiği, bizim yani beynimizin çevresini ve kendi duygularımızı olumlu olarak algılamasını , duygusal dayanıklılığımızı güçlendiren ve pozitif etkileyen çok önemli bir alışkanlık.

Alışkanlık olduğu zaman tüm bu mucizevi olumlu sonuçlar ortaya çıkıyor bu arada.

Siz, mindfulness matriksin neresindesiniz?
@burakakalincoaching

Bu arada yukarıdaki resimdeki mindfulness matriks oldukça bir şey ifade etti bana. Bazı davranışlarımız var ya tak otomatik yaptığımız, butonumuza basılmış gibi, toplantıda birisi bize biraz olumsuz bir şey söylesin tak lafı yapıştırıveririz, ya da olumsuz düşüncelere dalarız, belki de korkuya kapılırız.

İşte o halimiz fokusumuzun minimum olduğu, odağımızın olmadığı, ‘mindless’ yani düşüncesiz, akılsız, dikkatsiz olduğumuz anlar. Bizi kontrolümüzün dışında yani bilinçdışımızdan güçlerin kontrol ettği anlar. Tanıdık geliyor mu?

Sizde bu tuzaklara, bilinçdışı güçlerin ağına düşüyor musunuz? hangi otopilot davranışlarınız var? Üzerine odaklanmakta, düşünmekte fayda var bence.

Sevgiler, Burak Akalın, @burakakalincoaching

Yaşam Çarkı Çalışması

Bugünkü yazımda, koçluk yaparken kullandığım bir araçtan, hayat çarkından veya bir diğer ismi hayat çemberinden bahsedeceğim. Ancak bunu hepimizin sahip olduğu ve bizi durduran bir olgudan bahsederek anlatmak istiyorum. Korkularımız. Genellikle kaçtığımız, karşılaştığımızda ruhumuzun derinliklerine ittiğimiz, bilinçdışında var olan ve bizi yöneten bir olgu, korkularımız. Hani sebebini bilmesek te bazen işyerinde hiç sevmediğimiz beğenmediğimiz birileri olur, iş değiştiririz, yine başka bir beğenmediğimiz kişi veya konu çıkar karşımıza. Ne kadar kaçsak da, bugün yüzleşmediğimiz korkular yarın hiç beklemediğimiz zamanda ve yerde karşımıza çıkıverir. Hiç beklemeyiz çünkü bilinçdışındadır da ondan ve bizi yöneten bilinçdışımız olduğu zamanda da ne zaman ne yapacağını bilmemiz imkansızlaşır. Tabii bu kendimizi tanımadığımız, bilinçdışımızı anlamadığımız ve oralı olmadığımız zaman gerçekleşir.

Bugün kendimizi nasıl daha iyi tanırız? sorusuna cevabını, yaşam çarkını kullarak nasıl yaparızı anlatacağım…

Continue reading “Yaşam Çarkı Çalışması”

Konfor alanında başarı, başarı mıdır?

Gerçekte önceden planlayarak ve öngörerek gerçekleştirilen bir hedef başarı mıdır?

Başarılıp başarılamayacağı düşünülerek, tamamlanabilecek bir hedefi gerçekleştirmek insanı geliştirir mi? Yoksa zahmetsizce zaten kuvvetli olan kaslarımızı çalıştırdığımız, bildiğimiz bir alanda bilindik bir oyunu oynamak mıdır bu?

Continue reading “Konfor alanında başarı, başarı mıdır?”