Ego’muzun sesi, sabotörlerimize dikkat

“Özür dilerim” veya “pardon hata yapmışım” demek. “Zırhlarımızı port-mantoya asmak” çok mu zor?

egoEn son ne zaman özür dilediniz çalışma arkadaşınızdan? En son ne zaman ekibinizin önünde bir pazartesi toplantısında hatanızı kabul ettiniz ve “pardon ben yanlış yaptım, üzgünüm” dediniz? Bunları gönülden yaptığımızda veya söylediğimizde ne olacak? Hayat daha da mı zor yoksa daha mı kolay olacak? Bundan bizi alıkoyan nedir?

Ego’muz. Zırh demiştim, evet Ego parçalanamaz bir kalkan gibi bizi sarıyor, bir önceki yazımda bahsettiğim “konfor alanımızı” koruyan bir gardiyan gibi. Biz bu alanın dışına çıktıkça, hatta çıkmaya çalıştıkça veya dışına itildikçe bunu bir tehdit olarak algılayıp hemen koruma mekanizmasını çalıştırıp savunmaya geçen Ego.

Çok odaklı ve tutkulu olduğunda çoğu zaman bunda başarılı oluyor. Mesela, bir toplantıda bize sorulan bir soruyu bir tehlike veya tehdit olarak algılayıp karşı savunmaya geçmemiz. Hızla verilen atak cevaplar, düşünmeden yapılan konuşmalar hep Ego’muzun normal davranışları. Kaçma, saldırma, öfkelenme, umursamazlık etme ve diğerleri. Koruma polisimiz gibi hep yanımızda. Aslında Ego’suz olsaydık son derece kırılgan ve korumasız olurduk, Ego’muzu yok etmek değil onu kontrol etmek olmalı amacımız.

Temel amacı kişisel güvenlik sağlamak olan bu zihin maalesef bir çok çalışanın davranışlarını kendi bildiği şekilde kontrol ediyor. Gelişime, değişime direnen, sıkıntıları erteleyen bunun tersine zevk almayı ertelemek istemeyen bir Ego.

Mesela sevmediğimiz birinden bahsederken “benden hoşlanmadığı çok belli” deriz. Aslında biz ondan hoşlanmıyoruzdur, fakat bunu kabul etmeyiz. Çalışma hayatında en çok duyduğumuz şeylerden biridir “İK ve yöneticim beni terfi ettirmiyor, bana gereken değeri vermiyorlar” düşüncesi. Kimse “acaba ben terfi etmek için ne yapmalıyım” veya “bunun için ne yaptım” diye düşünmez. Bu otomatik bir davranıştır, Ego’nun işine gelen bu mazeretleri üreterek savunmaya geçmesi ve, başarısızlık olabilecek bir durumu bertaraf etmesi. Bu davranış kimilerine göre çok doğru çünkü bu kişiler Ego’larının yönlendirmesine ve bunun doğruluğuna kaptırmışlar kendilerini.

Bu durumlardaki kişilere onların hislerini anlamadan “sen terfi edemezsin” yaklaşımı göstermek, yangına körükle gitmekten başka birşey değil. Bunun yerine bir koç yaklaşımı ile onların duygularını anlamak ve açığa çıkartarak bunu fark etmelerini sağlamak, uzun ama tek doğru yaklaşım olacaktır.

Neyse uzatmadan, bunlar Ego’nun savunma mekanizmalarına örnek olarak düşünülebilir. Tabii her bir kişide farklı şekilde ortaya çıkar ve farklı ele alınmalıdır.

Şikayetlerimizin ana nedeni, eleştiriye açık olmayan tarafımız, sevgimizi yok eden, bizim özür dilememizi engelleyen, ve daha bir çok negatif enerji odaklı davranış bizi dışarıya karşı  uzlaşmaz, çalışması ve anlaşması zor bir kişi olarak göstermekte. Aslında taşıdığımız bu gömlek veya zırh bizim kendimiz gibi Ol’mamızı da engelliyor.

Örnekteki terfi edemeyen kişinin kısır döngü içinde, terfi edemedikçe şikayet etmesi, Ego’suna yenik düşmesi, sabotörünün sesine kulak vermesi, bunu yaptıkça da olumsuz ve uzlaşılmaz algılanması, Ego’nun bunu kabullenmemesi. Bir Lider’de olmaması gereken davranışlar nedeni ile yine terfi ile sonuçlanmayan çabalar. Böyle zamanlarda gerçekten Ego’ya gerek var mı? Bence yok çünkü etrafta savunmaya geçmemize gerekecek bir düşman veya savaş ortamı yok.

Evet, egomuz tehlike anında bizi koruyan savunma sistemimiz ve yok olmaması gereken tarafımız, onu dikkatle korumalıyız. Ancak kontrol edip yönetemediğimiz zamanda da hem bizim hem de egomuzun hiç istemediği durumlarla karşılaşıyoruz ve negatiflik kısır döngüsüne giriyoruz.

Özetle; Ego’muza sahip çıkmak, onu kontrol etmek yani sabotörümüzün sesini duymamak için tavsiyem:

Ego’muzun farkına varalım, onu tanıyalım ve ne zaman ortaya çıkacağını bilelim ki bu sayede onu kontrol edelim. Bizi yönetmesine izin vermeyelim. Bütün bunları yapabilmek için ise kişinin kendisini tanıması, tanımıyor ise bu içsel yolculuğa çıkması çok önemli. Aksi halde, sadece egoları ile hareket eden, sabotörünün sesine yenik düşen, kontrol edilmesi zor insanlar olmaya devam edeceğiz. Eninim herkes egosunu kontrol edemeyen bir arkadaşının veya yöneticisinin davranışlarını gözlemlemiştir veya tecrübe etmiştir, nasıl hissettiğimizi hatırlamaya çalışalım, bu da hepimizin ödevi olsun! ki insan ilişkilerinde egomuz devreye girdiğinde karşımızdakilere nasıl hissettirdiğimizin farkına varalım.

sevgiler,

Burak AKALIN

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s