CV’nizin en can alıcı yerine siz ne yazmışsınız?

CV2Bir CV’nin en can alıcı yeri neresidir? İşe alım yöneticisinin ona baktığında “evet işte bu adayı görüşmeye çağırmalıyım, tam da bu pozisyona uygun” dediği yer neresidir? En önemlisi başvurduğunuz pozisyonu başarabileceğinizi gösteren, ilgili olan meziyetlerinizi yani becerilerinizi özenle sergilediğiniz yer neresidir? Continue reading

Çok sık iş değiştirdim, bunu nasıl anlatacağım?

Yazılarım için bazen çok güzel geribildirimler alıyorum bunun için çok teşekkürler, insanın daha da yazası geliyor bu geri dönüşleri aldıkça. Son olarak yazılarımı okuyan bir arkadaşım
“çok sık işten ayrılan bir kişi bunu mülakatta nasıl anlatır? çok inandırıcı bir hikayesi olsa da yani her işten ayrılma sorusuna tam ve eksiksiz cevap verse de işe alımcılar bunun kurgu olduğuna inanabilir ve kişiyi seçmezler” gibi bir yorum yaptı. Bu yorum çok yerinde aslında ve cevap verebilmem için önce “o çok sık iş değiştirmiş olan kişi” ile konuşmayı tercih derim çünkü,

herkesin bir hikayesi vardır ve her kariyerin de bir hikayesi vardır.

Continue reading

Üstesinden geldiğim birçok iş var aslında, başarılıyım peki neden beni mülakata davet etmiyorlar?

Çalışırken üstesinden geldiğimiz bir çok iş var. Bunlara tamamladığımız, bitirdiğimiz, başardığımız işler de diyebiliriz. Yıllar geçtikçe bunların zorluk dereceleri daha da artar ancak biz nedense bunları CV’mize yazmak yerine CV’mizi geçmişte yaptığımız rollerin sıkıcı ayrıntıları ve sorumlulukları ile doldururuz. Sorumlu olduklarımızı yazmayı çok severiz çünkü ne kadar çok sorumluluk o kadar büyük bir iş demektir bizim için. Görev tanımımızda 0lan maddeleri yazarız da yazarız. “2 sayfa, 3 sayfa yetmez 4 sayfa olsun, aldığım eğitimleri de ilgili ilgisiz yazayım daha fazla görünsün” ki CV’yi okuyan kişi etkilensin ve “bu kişi ne kadar da başarılı, mülakata davet edelim hemen” desin.

Evet, CV sahibi olarak aklımıza gelen ilk şey “başarılı” görünmek, belki çalıştığım şirkette başarılı olduğum bana hissettirilmiyor, uzun zamandır beklediğim terfiyi alamadım ve kızgınım, bu nedenle iş arıyorum.

Continue reading

En zorlayıcı mülakat sorusu nedir? Neden? Nasıl cevaplanır?

Bence en zorlayıcı mülakat sorusu “son çalıştığınız işten neden ayrıldınız?” veya “işinizden ayrılmayı neden düşünüyorsunuz?” soruları. Hakikaten de bu sorular insanı geriyor değil mi? Neden zor diyorum? Cevabı zor olduğu için değil, cevaplarken çok stratejik davranmak gerektiği için. Fazla detay tehlikeli, az detay verirseniz “acaba birşeyler mi gizliyor?” algısı yaratabilirsiniz, eski yönetici, patron hakkında olumsuz konuşma tuzağına düşebilirsiniz. İşte bu nedenler bu soruyu özellikle mülakata gitmeden önce çalışılması gerekenler sınıfına koyuyor.

Peki işverenler neden soruyorlar bu soruyu? Bazen de sorgulanıyor gibi hissediyor insan, işe alımcı gergin olduğunda karşısındaki kişi de geriliyor ister istemez. Gerildiğimiz zamanda da bu soruyu cevaplarken olduğumuz gibi olamayabiliyoruz ve bu soru otantik, kararlı, ve dürüst cevaplanması gereken tüm soruların başında geliyor, çünkü işe alımcı da bu soruya cevap beklerken tetikte, “acaba aday ne anlatacak, sakladığı birşeyler olabilir mi?”

İşverenler bu soru ile gerçekte ne öğrenmeye çalışıyorlar. İşten ayrılma konusu mülakatta kaç farklı şekilde karşımıza çıkabilir ve biz her bir farklı soruyu nasıl cevaplandırabiliriz? Neyse fazla uzatmadan, tüm bu sorulara cevapları Kariyer.Net’de dün çıkan yazımda bulabilirsiniz. Aşağıdaki linki tıkladığınızda kariyer.net bloğuna yönlendirileceksiniz.

Son işinizden neden ayrıldınız?

Buradan da belirtmek isterim; bir iş görüşmesinde işten neden ayrıldığınızı açıklarken yazıda yazdığım detayları gerçekten tecrübe ettiyseniz bahsetmeniz doğru olacaktır! Görüşmede doğru olmayan bir cevabın verilmesi kesinlikle etik değildir ve tavsiye etmem!

Sevgiler

Ego’muzun sesi, sabotörlerimize dikkat

“Özür dilerim” veya “pardon hata yapmışım” demek. “Zırhlarımızı port-mantoya asmak” çok mu zor?

egoEn son ne zaman özür dilediniz çalışma arkadaşınızdan? En son ne zaman ekibinizin önünde bir pazartesi toplantısında hatanızı kabul ettiniz ve “pardon ben yanlış yaptım, üzgünüm” dediniz? Bunları gönülden yaptığımızda veya söylediğimizde ne olacak? Hayat daha da mı zor yoksa daha mı kolay olacak? Bundan bizi alıkoyan nedir? Continue reading

Gelişim alanı mı? benim mi? hiç işim olmaz.

Gelişim alanı konfor alanımızın hemen dışında olan bir yer, farkında olsak da olmasak da tüm insanların yanıbaşında bazen bir cehennem, bazen bir bahçe, nehir, uçurum, nasıl isimlendirirsek isimlendirelim, rahat olmadığımız, öğrenmeye henüz başladığımız, tökezleyebildiğimiz, rahat hissetmediğimiz, konforsuz biryer.

Herhalde hayatta konforlu olup gelişim gösterdiğimiz tek yer ana rahmi, orası da geçici bir süre, hem zaten keyfine varamadan da çıkıveriyoruz bu konforlu alanın dışına 😊

Bunun dışında kalan zamanımızın ne kadarını ana kucağı gibi konfor alanı içinde, ne kadarını bu alanın dışında geçiriyoruz, işte başarının anahtarı burada gizli!

Continue reading

Uzak durma donarsın, yakın olma yanarsın!

uzakdurmadonarsınyakınolmayanarsın2Bu yazımın başlığı aslında şaka ile karışık bir söylem. Yakından tanıdığım eski bir yöneticinin şaka ile karışık yönetim felsefesi de diyebilirim. Çalışanlar ile yöneticileri arasındaki ilişkinin temelleri üzerine yazacağım bugün, yöneticilerin çalışanlarının kişiliğini anlamaları ve buna göre davranmaları üzerine.

Bugünkü metafor “Güneş”. Yaklaşınca yanabilirsin, uzaklaşınca da donabilirsin. Mesafeni çok iyi kollaman gerekiyor. Şaka bir yana, çalışanlar ve performansları üzerine yapılan araştırmalara göre, yöneticilerin çalışanların kişiliklerini tanımaları ve bilmeleri, ve buna göre çalışanlarına yaklaşmaları, onların performanslarını olumlu anlamda yükseltmekte. Sadece performans değil, bağlılık, motivasyon gibi kavramlar da bu ilişkiden olumlu olarak etkileniyor. Continue reading

Çayda dem, “iş yerinde” kıdem!

çaydademişyerindekıdem

Bir rivayete göre kıdem tazminatında yeni sistem şekillenmiş. İstifa edenin de kıdem tazminatı olacakmış. Şimdi işin rengi değişmeye başlayabilir. Kıdem tazminatının bu şekilde serbestleşmesi bonservis metaforunu aklıma getiriyor. Bu karar ile, çalışanların bonservislerini yani “bağlılıklarının kontrolünü” kendi ellerine almaları gibi bir durum olacak.


“Kıdem tazminatımı yakmak istemiyorum”
gibi bir düşünce kalmayacak artık, isteyen çalışan hayal ettiği her neyse, istediği zaman istifa edip kıdem tazminatını alarak şirketinden ayrılabilecek gibi bir tablo var duvarda asılı. Bu tabloyu nasıl okuyacağımız hem çalışanlar, hem de şirketler tarafından odaklanılması gereken bir konu. Ben daha çok bunun şirket çalışan arasındaki bağı, ilişkiyi, alanı nereye evrimleştireceğine odaklanıyorum. Bana göre bundan sonra birbirinden tam zıt yönlerde 3 farklı olası yol var. Continue reading

Fırlatma öncesi tüm sistemler hazır mı?

image

Herşeye sistemsel bakmak bazen o sistemlerin, süreçlerin içinde boğulmamıza neden oluyor. Meta bakış açımız köreldiğinde, bir adım ilerisini görememe tehlikesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Sistemler yaratılmak ve değişmek için detayla ihtiyaç var katılıyorum ancak herbir sistemin dokunduğu diğerlerini görmek ve sistemler ağına holistik bakmak değişimden ziyade dönüşüm yaşayabilmek için çok önemli ve kritik. Tırtılın bir adım öteye geçip metamorfoz geçirmesi gibi, kurum ve şirketlerin de dönüşmesi için içinde olunan sistemler bütününe meta bakış yapmaları şart. Heleki atılım yapmayı bekleyen, fırlatma rampasında olan bir uzay mekiği iseniz tüm sistemlerinizin birbiri ile uyumlu işleyip işlemediğine emin olmalısınız; bu hedefe ulaşmak ve sürdürülebilir bir başarı için şart!

Bugün İK Sistemlerinin en gözdesi, herkesin ilk göz ağrısı, tüm çalışanların dilinden düşmeyen, neredeyse her gün, her saat iyi kötü hatırlanan (daha da uzatırdım ama sıkıntı vermek istemem) nam-ı meşhur terfi sisteminden bahsedeceğim.

Continue reading

Terfi etmenin Hızlı & Öfkeli hali

fastandfuriousHemen hemen her şirkette yazılı olmasa da bir terfi sistemi, ödül yönetemi sistemi var. Kimi şirketlerde bu çok detayli bir şekilde yazili, kimilerinde patron gözlemlerine dayalı. Kimisi çok ciddi uyguluyor terfi sürecini, kimisi de yazili da olsa çok umursamıyor, “doğru bildigi kişiyi” gel sen bu işi yaparsın edersin bakış açısı ile yeni rolüne hazırlıyor. Çalışanlar da bir an önce, hızlı bir şekilde terfi etmek istiyor: “hızlı ve öfkeli” filmini andırıyor bana. Continue reading